travesti melda taksim

Travesti Melda’nın Taksim Macerası: Bir Gecede Bin Bir Kahkaha

Bazı geceler vardır ki, insan sabah kalkınca “acaba rüya mıydı?” diye kendine sorar. İşte travesti Melda‘nın o meşhur Taksim gecesi de tam olarak böyle bir geceydi. Kendisi anlatırken ben gülmekten yerlere yatıyordum, siz de bir kahvenizi alın, keyfini çıkarın. Çünkü bu hikâye, İstiklal Caddesi’nin taşları kadar renkli.

Her Şey Bir “Hadi Çıkalım” ile Başladı

Melda’yı tanıyanlar bilir; evde oturmak ona göre değil. O akşam da klasik bir cuma akşamıydı. Telefon çaldı, karşıda arkadaşı Selin. “Melda, akşam Taksim’e iniyoruz, hazırlan!” dedi. Melda da ne desin? “Ben zaten hazırım canım, sadece iki saat makyaj, bir saat kıyafet seçimi kaldı” diye espriyi patlattı.

Aslında bu şaka değildi. Gerçekten öyle oldu. Travesti Melda aynanın karşısına geçtiğinde saat henüz sekizdi, sokağa çıktığında ise on bir olmuştu. Ama sonuç? Ortaya çıkan görüntü, kraliçe gibiydi. Kendisi de bunu biliyordu ve o özgüvenle kapıdan çıktı.

Taksim Meydanı’na indiğinde hava serindi ama Melda’nın enerjisi ortamı ısıtmaya yetiyordu. İstiklal Caddesi kalabalıktı, her zamanki gibi. Simitçiler, müzisyenler, turistler, âşıklar… Herkes kendi hikâyesini yaşıyordu. Melda ise o gece kendi filminin başrol oyuncusuydu.

Kırmızı Topuklular ve Kaldırım Taşları Savaşı

Şimdi gelelim gecenin ilk komik olayına. Melda o akşam yeni aldığı kırmızı topuklu ayakkabılarını giymişti. On iki santim. Kendisi “topukla doğmuş gibiyim” diye övünürdü hep. Ama İstiklal’in o meşhur arnavut kaldırımları var ya, işte onlar Melda’yı biraz zorladı.

Yürürken bir anda topuğu taşların arasına sıkıştı. Selin ile birlikte iki dakika boyunca ayakkabıyı kurtarmaya çalıştılar. Etraftan bakanlar oldu tabii. Melda ise hiç bozuntuya vermeden, “Bakmayın öyle, İstanbul beni bırakmak istemiyor” diye gülümsedi. Kalabalıktan alkış geldi. İşte travesti Melda‘nın tarzı buydu; en utanç verici anı bile bir sahne gösterisine çevirebilirdi.

Ayakkabı kurtuldu ama Melda o günden sonra “yüksek topukla arnavut kaldırımı asla” diye bir kural koydu kendine. Tabii bir hafta sonra o kuralı da unuttu, o başka.

Nostaljik Kahve Molası

Yürüye yürüye biraz acıkmışlardı. Melda’nın gözü ara sokaktaki eski bir kafeye takıldı. İçerisi loş, duvarlarda eski İstanbul fotoğrafları, köşede plak çalan bir gramofon. Tam Melda’lık bir mekân.

İçeri girdiler. Garson genç bir çocuktu, biraz utangaç. Melda sipariş verirken o kadar samimi ve sıcaktı ki, çocuğun tüm çekingenliği uçup gitti. “Abla siz çok enerjiksiniz” dedi garson. Melda da “Canım, ben enerjiyi Taksim’in havasından alıyorum” diye cevap verdi.

O kahve molasında Melda, Selin’e geçmişini anlattı. Nasıl yıllar önce ilk kez bu caddede yürüdüğünü, ne kadar korktuğunu ama sonra nasıl bu şehre âşık olduğunu… Bazen gülüyorlardı, bazen gözleri doluyordu. İşte hayat böyle bir şey; bir kahve fincanının içinde koca bir ömür saklı.

Müzik, Dans ve O Meşhur Karaoke Anı

Kahveden sonra keyifleri iyice yerine gelmişti. Bir arkadaşları onları küçük bir mekâna davet etti. İçeride canlı müzik vardı, ortam çok sıcaktı. Melda müziği duyunca duramadı tabii, hemen pistin ortasına geçti.

Ama asıl olay karaoke bölümünde yaşandı. Melda sahneye çıktı, mikrofonu eline aldı ve o gece herkesin unutamayacağı bir performans sergiledi. Şarkı seçimi mi? Tabii ki Sezen Aksu. Sesi… şey, sesi kendine göre güzeldi diyelim. Ama önemli olan ses değil, o coşkuydu.

Mekândaki herkes ona eşlik etti. Melda şarkıyı bitirince salon alkıştan yıkıldı. Biri “Bir daha, bir daha!” diye bağırdı. Travesti Melda o an gerçekten bir yıldız gibi hissetti. Gülerek, “Konser bitti canlarım, imza için sıraya girin” dedi. Herkes kahkahayı bastı.

Beklenmedik Bir Karşılaşma

Gecenin en tatlı anı ise tam bu sırada yaşandı. Melda sahneden inerken, yıllar önce tanıştığı eski bir arkadaşıyla karşılaştı. Tam beş yıldır görüşmüyorlardı. İkisi de birbirini görünce çığlık attı, sarıldılar, ağlaştılar.

Meğer o arkadaşı da o akşam tesadüfen oradaymış. İstanbul büyük şehir ama bazen böyle küçük sürprizler yaşatıyor işte. İkisi bir köşeye çekilip saatlerce sohbet ettiler. Melda sonradan bana “O an bütün gecenin en güzel anıydı” dedi. Haklıydı da.

Gece Yarısı Simit Keyfi

Saat gece yarısını geçmişti. Açlık yine kapıyı çaldı. Bu sefer Melda’nın canı bir şey çekti: gece yarısı simidi. Taksim’de gece yarısı simit yemek gibisi yoktur, bunu her İstanbullu bilir.

Simitçinin başına gittiler. Melda simidi aldı, ilk ısırığı attı ve gözlerini kapattı. “İşte bu, hayatın tadı bu” dedi. Yanındaki turistler ne olduğunu anlamadı ama Melda’nın o mutluluğuna onlar da gülümsedi. Melda simidini yerken bir yandan da turistlere Taksim’i anlatmaya başladı. Yarım İngilizce, yarım el kol hareketleriyle… Ama inanın, o turistler o geceyi asla unutmayacak.

Eve Dönüş ve O Meşhur Cümle

Gece bitmek üzereydi. Melda ile Selin yorgun ama mutlu, İstiklal’i baştan sona bir kez daha yürüdüler. Cadde artık daha sakindi. Işıklar, sessizlik, hafif bir rüzgâr…

Melda durdu, etrafına baktı ve o meşhur cümlesini kurdu: “Taksim, sen benim ikinci evimsin.” Selin gülerek “Birinci evin neresi?” diye sordu. Melda hiç düşünmeden, “Tabii ki sahne!” dedi. İkisi kahkahayı bastı.

İşte travesti Melda‘nın Taksim macerası böyle sona erdi. Kahkahalarla, gözyaşlarıyla, dostluklarla, müzikle ve elbette bir gece yarısı simidiyle dolu bir gece.

Peki Bu Hikâyeden Ne Öğrendik?

Travesti Melda ve bu macerası aslında bize güzel bir şey hatırlatıyor. Hayat, planlanan değil, yaşanan anlarda güzel. Bir topuk kaldırıma sıkışabilir, ses karaokede tutmayabilir ama önemli olan o anın keyfini çıkarabilmek.

Travesti Melda bunu çok iyi biliyor. O, her nereye giderse gitsin, ortamı şenlendiren, insanların yüzünü güldüren bir enerji taşıyor. Taksim gibi renkli bir yer de ona en çok yakışan sahne oluyor.

Bir dahaki sefere İstiklal Caddesi’nde yürürken, kırmızı topuklu, kahkaha dolu birini görürseniz şaşırmayın. Belki de o, meşhur travesti Melda‘dır. Selam verin, çünkü o gülümsemesiyle gününüzü değiştirebilir.

Ve unutmayın; Taksim’in taşları çok şey gördü ama Melda gibisini az gördü. Kendisi bir sonraki maceraya çoktan hazır. Biz de o hikâyeyi anlatmak için sabırsızlanıyoruz. Siz de takipte kalın, çünkü Melda’nın enerjisi tükenmek bilmiyor!

Scroll to Top