Selam canlarım! Ben Travesti Çiğdem. Bugün size öyle bir yazı hazırladım ki, okurken “aa, ben burayı hiç bilmiyordum” diyeceksiniz. Çünkü ben oturmadım evde, kalktım, topuklarımı giydim (ki o topuklarla Taksim’in taş sokaklarında yürümek başlı başına bir spor dalı) ve şehrin en canlı köşesini karış karış gezdim. Hem de sırf sizin için!
Herkes Taksim deyince İstiklal Caddesi’ni bilir. Meydanı bilir. Ama ben size Taksim’in o kimsenin pek konuşmadığı, ara sokaklara saklanmış yüzünü göstereceğim. Hazır mısınız? O zaman elinize bir kahve alın, rahat bir yere kurulun, çünkü bu tur biraz uzun sürecek.
Taksim’le İlk Tanışmam: Bir Aşk Hikâyesi
Şöyle bir itirafta bulunayım. İstanbul’a ilk geldiğimde Taksim benim için sadece “buluşma noktası”ydı. Herkes “Taksim’de görüşürüz” derdi, ben de meydana gider, saatlerce beklerdim. Ama zamanla anladım ki, o meydan aslında koca bir dünyanın kapısıymış.
Bir gün, yine öylesine bir gezinti yaparken, İstiklal’in ana caddesinden saptım ve kendimi daracık bir sokakta buldum. İşte o an her şey değişti. Çünkü o sokakta hayat bambaşka akıyordu. Turist kalabalığı yoktu, sadece semtin kendi insanları vardı. O günden sonra ben “ana cadde Çiğdem’i” olmaktan çıktım, “ara sokak Çiğdem’i” oldum. Ve bu değişimden hiç pişman değilim.
İstiklal’in Arkasındaki Saklı Sokaklar
Şimdi gelelim işin en heyecanlı kısmına. İstiklal Caddesi bir nehir gibiyse, ondan ayrılan o küçük sokaklar da minik derecikler. Ve inanın bana, asıl güzellik o derelerde saklı.
Cezayir Sokağı: Renklerin Dansı
Cezayir Sokağı’nı ilk gördüğümde ağzım açık kalmıştı. O renkli merdivenler, o çiçeklerle bezenmiş masalar, o samimi hava… Kendimi bir anda Fransa’da gibi hissetmiştim. Boşuna “Fransız Sokağı” dememişler yani.
Ben buraya akşamüstü giderim. Güneş yavaş yavaş çekilirken, masaların ışıkları yanmaya başlar. Bir kadeh bir şey, güzel bir sohbet ve o sokağın büyülü havası… Vallahi, dünya umurumda olmuyor o an. Bir keresinde orada oturuyordum, yan masadaki bir çift kavga ediyordu. Ama o kadar tatlı kavga ediyorlardı ki, sonunda ben bile araya girip “barışın artık” dedim. Güldük hep beraber. İşte Taksim böyle bir yer, sizi hikâyenin içine çekiveriyor.
Balo Sokak: Gecenin Kalbi
Balo Sokak deyince akademisyen gibi anlatmayacağım, merak etmeyin. Ama şunu söyleyeyim: burası gece kuşlarının cenneti. Küçük mekanlar, sıcacık atmosfer, birbirine sarılmış insanlar… Ben gece hayatını severim, bunu herkes bilir. Ama Balo Sokak’ın havası apayrı. Burada kimse size “sen kimsin” diye bakmıyor. Herkes kendi eğlencesinde, kendi dünyasında.
Bir gece burada dans ederken topuğum kırıldı. Evet, tam ortasında. Ne yaptım biliyor musunuz? Ayakkabıları elime aldım, çıplak ayakla dansa devam ettim. Etraftakiler alkışladı. İşte o an anladım ki, Taksim insanı olduğu gibi kabul ediyor. Kırık topuk, dağılmış makyaj, hiç fark etmez. Yeter ki mutlu ol.
Saklı Pasajlar: Zamanın Durduğu Yerler
Taksim’in en büyülü yanı, o eski pasajları bence. Dışarıdan bakınca sıradan bir kapı görürsünüz, içeri girince başka bir çağa adım atarsınız.
Çiçek Pasajı’nın Az Bilinen Köşeleri
Tamam, Çiçek Pasajı’nı herkes bilir. Ama ben size onun turistlerin gitmediği arka taraflarını anlatayım. O yüksek tavanların altında, o eski taş duvarların arasında oturup meyhane kültürünü yaşamak bambaşka bir şey. Garsonlar sizi tanır, hâlinizi hatırını sorar. Bir kere gittiniz mi, ikinci gidişinizde “aa Çiğdem hanım, yine bekledik sizi” derler. İnsanı böyle sahiplenen başka yer var mı, bilmiyorum.
Atlas Pasajı: Kültürün Gizli Deposu
Atlas Pasajı’na ilk girdiğimde nefesim kesilmişti. O tarihi hava, o sanatsal doku… Burası sadece bir pasaj değil, adeta bir zaman kapsülü. Ben oraya bazen sadece yürümek, o atmosferi solumak için giderim. Küçük dükkanlar, antika kokusu, geçmişin fısıltıları… Ruhunuzu dinlendirmek istiyorsanız, buyurun bir uğrayın.
Çiğdem’in Kafe Rehberi: Kahve Molası Şart
Bunca gezdik, biraz da oturalım değil mi? Taksim’in ara sokaklarında öyle kafeler var ki, bir kere oturunca kalkmak istemiyorsunuz.
Cihangir’e doğru inen o eğimli sokaklarda, minik mi minik kafeler saklı. Genellikle üç dört masalık yerler bunlar. Ama o samimiyet, o ev sıcaklığı hiçbir büyük mekanda yok. Ben en sevdiğim kafede o kadar çok vakit geçirdim ki, artık siparişimi söylememe gerek kalmıyor. Kapıdan girer girmez kahvem hazırlanmaya başlıyor. İşte lüks dediğin bu bence.
Bir de şu var: bu kafelerde insanlar gerçekten sohbet ediyor. Telefonlara gömülmüş kalabalıklar değil bunlar. Kitap okuyanlar, resim yapanlar, uzun uzun konuşanlar… Taksim’in ara sokakları hâlâ o eski, samimi İstanbul’u yaşatıyor. Bunu görmek beni çok mutlu ediyor.
Gece Hayatı: Uzmanlık Alanıma Girdik
Şimdi geldik benim asıl sahama! Gece hayatı deyince Travesti Çiğdem susar mı hiç? Taksim, gece bambaşka bir canlıya dönüşüyor arkadaşlar.
Gündüz sakin sakin gezdiğiniz sokaklar, akşam olunca ışıl ışıl parlıyor. Müzik her yerden yükseliyor, insanlar gülüyor, dans ediyor, hayatı doyasıya yaşıyor. Ben gece kuşuyum ya, bu yüzden Taksim’in gecesi benim doğal ortamım.
Bir keresinde arkadaşlarımla “sadece bir şeyler içelim” diye çıktık. Sonuç? Sabahın köründe simit ısırırken güneşin doğuşunu izliyorduk. Çünkü Taksim öyle bir yer ki, bir mekandan çıkıyorsunuz, hemen yanında on tane yeni yer sizi çağırıyor. Saatin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Ertesi gün yorgunluktan bitmiş halde uyansam bile, “keşke çıkmasaydım” demedim hiç.
Peki Taksim’in Farkı Ne? Travesti Çiğdem Anlatıyor
Gelin şu işin özünü konuşalım. Taksim’i bu kadar özel yapan ne?
Bana sorarsanız cevap tek kelime: hayat. Burada hayat hiç durmuyor. Sabah da, öğlen de, gece de bir enerji var. Her yaştan, her kesimden insan bir arada. Öğrenciler, sanatçılar, esnaf, turistler, gece kuşları… Hepsi aynı sokakları paylaşıyor ve kimse kimseyi yargılamıyor.
Bir de şu var: Taksim’de asla yalnız hissetmezsiniz kendinizi. En kötü günümde bile sokağa çıkıp biraz yürüyünce içim ısınır. O kalabalık, o hareket, o canlılık insanı sarıp sarmalıyor. Sanki şehir size “buradayım, yanındayım” diyor sürekli.
Çiğdem’den Küçük Tüyolar
Madem buraya kadar sabrettiniz, size birkaç ipucu vereyim de eliniz boş dönmeyin:
- Ana caddeden mutlaka sapın. Asıl güzellikler ara sokaklarda saklı, sakın unutmayın.
- Rahat ayakkabı giyin. Bunu bana sormayın, acı tecrübeyle öğrendim.
- Bir pasaja girin ve kaybolun. En güzel keşifler plansız olanlardır.
- Yerel esnafla laflayın. Taksim esnafının anlatacağı öyle hikâyeler var ki, kitap olur.
- Acele etmeyin. Bu semt koşana değil, tadını çıkarana güzelliğini gösterir.
Son Sözler
İşte canlarım, Travesti Çiğdem olarak Taksim’in saklı köşelerini sizin için gezdim, tozdum, hatta topuk bile kırdım! Ama pişman mıyım? Asla. Çünkü bu semt benim için sadece bir mekan değil, adeta eski bir dost.
Belki siz de bir gün bu sokaklarda kaybolursunuz ve benim ne demek istediğimi anlarsınız. O zaman gelin, o küçük kafelerden birinde buluşalım, kahvelerimizi yudumlayıp Taksim’in hikâyelerini konuşalım. Ben hep buralardayım, hep aynı kahkahayla, hep aynı sevgiyle.
Kendinize iyi bakın, mutlu kalın ve unutmayın: Hayat kısa, Taksim ise koca bir hazine sandığı. Açın kapağını, keşfedin!
Öptüm sizi, bir sonraki yazıda görüşürüz canlarım!
Etiketler:



