İstanbul’un her köşesi ayrı bir hikaye, ayrı bir film seti gibidir, değil mi? Ama bazı semtler var ki, oradaki hikayeler daha bir cilveli, daha bir kahkaha dolu. İşte Avcılar da tam olarak böyle bir yer. Hele bir de o semtin sokaklarında Seren gibi bir karakter salınıyorsa, o hikayeler resmen komedi filmi senaryosuna dönüşüyor. Bugün sizi, adı geçtiğinde bile yüzlerde bir tebessüm oluşturan, enerjisiyle Avcılar’ı yerinden oynatan o özel kadınla tanıştıracağım: Avcılar travesti camiasının parlayan yıldızı, dedikodu kazanı operatörü ve hayalperestler kraliçesi, Seren!
Travesti Seren’le buluşmak için sözleştiğimizde, aklımda klasik bir röportaj vardı. Ne yer, ne içer, hobileri nelerdir falan filan… Aman Allah’ım, ne büyük bir yanılgı! Daha kafenin kapısından girer girmez öyle bir kahkaha patlattı ki, yan masadaki teyzeler içtikleri çayı püskürtecekti. “Hoş geldin canım benim, röportajcı bey! Bakıyorum da tam teçhizatlı gelmişsin, sanki devlet sırrı açıklayacağım,” diye takıldı. O an anladım ki bu, bildiğimiz söyleşilerden olmayacaktı. Bu, Seren’in şovuydu ve ben sadece bir figürandım.
Peruk Altındaki Beyin: Kim Bu Seren?
Herkes onu Avcılar’ın cıvıl cıvıl, fıkır fıkır kızı olarak tanıyor. Ama Seren, sadece topuklu ayakkabılar ve gösterişli peruklardan ibaret değil. Aslında o peruğun altında, inanılmaz zeki, esprili ve hayatla dalga geçmeyi bilen bir filozof yatıyor. Kendisine “Kimsin sen?” diye sorduğumda, gözlerini kısıp bir an düşündü ve o meşhur kahkahasını yine patlattı.
“Kimim ben? Ayol, ben bile bazen kendime soruyorum bunu! Sabah uyanıyorum, aynaya bir bakıyorum, ‘Bu afet kim?’ diyorum. Sonra hatırlıyorum, benim o! Şaka bir yana canım, ben hayatı tiye alan, dramdan beslenmek yerine komediyi tercih eden biriyim. Şu üç günlük dünyada surat asmanın ne alemi var, değil mi? Avcılar sokaklarında yürürken bile aklımdan bin bir tane espri geçer. Bazen yolda kendi kendime güldüğüm için deli sanıyorlar ama olsun, delilik de bir nevi dahilik sonuçta.”
Seren, Adanalı bir ailenin İstanbul’a göç etmiş en küçük çocuğu. O’nun tabiriyle “erkek lisesinde okumuş ama ruhu kız meslek lisesi koridorlarında gezmiş” biri. Hayatının dönüm noktası ise, bir gün Kadıköy’de izlediği bir drag şov olmuş. “O sahnedeki enerjiyi, o özgüveni gördüğümde ‘İşte bu!’ dedim. Ben de bu olmalıyım. İnsanları eğlendirmeli, onlara kahkaha attırmalıyım. O gün anladım ki benim yerim, insanların bana ‘erkek ol’ dediği kalıplar değil, kendi yarattığım o parıltılı sahne.”
Bu kararı ailesine açıklamak tabii ki kolay olmamış. Ama Seren’in o eşsiz mizah anlayışı ve inadı, en katı duvarları bile eritmeyi başarmış. “Anneme ilk söylediğimde küçük bir kıyamet koptu tabii. Ama sonra baktım, bir gün oturmuş benimle peruk seçiyor. ‘Kızım bu renk seni solgun gösterdi, şunu dene’ demeye başladı. Anladım ki sevgi, her türlü önyargıyı yıkıyor. Şimdi en büyük destekçim o. Bazen arar, ‘Bugün falanca komşuya ne laf soktun, anlat bakayım’ diye dedikodu ister.” İşte Seren, en trajik anları bile bir komedi unsuruna çevirebilen nadir insanlardan. Bu yüzden de Avcılar’da onu tanımayan, sevmeyen neredeyse yok. Avcılar travesti denince insanların aklına korku ya da önyargı değil, Seren’in o bulaşıcı neşesi geliyor.
Avcılar Günlükleri: Topuklu Ayakkabıyla Hayat Maratonu
Seren için Avcılar, sadece yaşadığı bir semt değil, aynı zamanda onun doğal yaşam alanı, oyun parkı ve ilham kaynağı. “Avcılar’ı seviyorum kız, burası tam bir Türkiye mozaiği. Her telden insan var. Bir yanda emekli amcalar okey oynuyor, diğer yanda üniversiteli gençler koşuşturuyor. Ben de o curcunanın tam ortasında, topuklularımla tıkır tıkır yürüyorum. Bazen laf atanlar oluyor tabii, ama onlara öyle bir cevap veriyorum ki, bir daha kimseye laf atacak cesaretleri kalmıyor,” diyor gülerek.
Seren’in bir günü asla sıradan geçmiyor. Sabahları mutlaka mahalle esnafına bir selam verir. Fırıncıyla şakalaşır, manava takılır, eczacıya son çıkan dedikoduları sorar. O, mahallenin adeta sosyal medya hesabı gibi. Kim nerede ne yapmış, kim kiminle küsmüş, hepsi ondan sorulur.
“Geçen gün markete gittim, kasadaki çocuk yeni başlamış. Beni bir süzdü, ‘Abla bir şey soracağım ama kızma’ dedi. ‘Sor anacım’ dedim. ‘Siz hep böyle güzel misiniz?’ demez mi! Dedim ‘Ah be evladım, bu güzellik Allah vergisi değil, alın teri. Bu makyajın altında saatler, bu peruğun altında bir servet yatıyor. Sen bir de beni sabah gör!’ Çocuk kahkahayı bir bastı, bütün market bize bakıyor. İşte benim olayım bu. İnsanların yüzündeki o bir anlık gülümseme, benim bütün yorgunluğumu alıyor.”
Seren’in Avcılar’daki popülaritesi o kadar artmış ki, artık insanlar yolda durdurup onunla fotoğraf çektirmek istiyor. Özellikle gençler arasında büyük bir hayran kitlesi var. Onun özgüveni, tabuları yıkan tavrı ve hayatla dalga geçen duruşu, birçok gence ilham veriyor. O, sadece eğlenceli bir figür değil, aynı zamanda “kendin olmaktan korkma” mesajını en net şekilde veren bir rol model. Semtteki bazı annelerin “Bizim oğlan da senin gibi neşeli olsa keşke” dediğini duyduğunda ise mutluluktan havalara uçuyor. Bir Avcılar travesti olarak toplumda yarattığı bu pozitif etki, onun için en büyük ödül.
Hayaller ve Gerçekler Arasında Bir Seren
Peki, bu kahkahaların, bu neşenin arkasında yatan hayaller neler? Seren, spot ışıklarının ve makyajın ötesinde ne istiyor? Bu soruyu sorduğumda, bir anlığına o esprili tavrından sıyrılıp gözlerinin içi parlayarak anlatmaya başladı.
“En büyük hayalim, kendi tek kişilik gösterimi yapmak. Adı da ‘Peruk Düştü, Kel Göründü’ olacak!” diyor ve yine o meşhur kahkahasını atıyor. “Şaka bir yana, gerçekten bir stand-up şovu yapmak istiyorum. Hayatımı, yaşadıklarımı, bu travesti olma serüvenimi komik bir dille anlatmak… İnsanlar sadece gülmesin, aynı zamanda düşünsün istiyorum. Önyargıların ne kadar saçma olduğunu, hepimizin aslında aynı olduğumuzu, sadece dış görünüşlerimizin farklı olduğunu anlasınlar. Sahneye çıkıp, ‘Merhaba, ben Avcılar’dan Seren ve size biraz kendimden bahsedeceğim’ demek ve salonu kahkahalara boğmak… İşte benim en büyük hayalim bu.”
Seren’in bir diğer hayali ise küçük bir kafe açmak. Adı da hazır: “Dedikodu Kazanı.” “Öyle bir yer olacak ki, herkes gelip rahatça derdini anlatacak, içini dökecek. Ben de hem kahvelerini yapacağım hem de onlara akıl vereceğim. Bol bol güleceğiz, bazen de ağlayacağız. Ama o kapıdan çıkan herkes, yüzünde bir tebessümle ayrılacak. Menüde ‘Kaynana Çatlatan Kahve’, ‘Görümce Kıskandıran Tatlı’ gibi şeyler olacak. Düşünsene ne kadar eğlenceli olur!”
Bu hayallerini anlatırken o kadar samimi, o kadar içten ki, bir an o kafenin müdavimi olduğunuzu hayal ediyorsunuz. Seren’in enerjisi o kadar yüksek ki, anlattığı her şey gözünüzde canlanıyor. O, sadece hayal kurmuyor, hayallerini yaşıyor ve yaşatıyor.
“Travesti Olmak Sadece Bir Kimlik Değil, Bir Sanattır”
Sohbetimizin sonlarına doğru konu biraz daha derinleşiyor. Seren’e göre travesti olmak, sadece bir cinsel kimlik veya yönelim meselesi değil. Bu, aynı zamanda bir sanat formu, bir performans.
“Bak canım,” diyor elindeki çay bardağını masaya bırakarak. “Herkes travesti olamaz. Bu iş yetenek ister, estetik anlayışı ister, cesaret ister. O makyajı yapmak bir ressamın tuvalini boyaması gibidir. O kıyafeti taşımak, bir heykeltıraşın eserini sergilemesi gibidir. Sahneye çıktığında veya sokağa adım attığında, sen artık sadece sen değilsin. Bir karakteri canlandırıyorsun. İnsanlara bir duygu veriyorsun. Bu yüzden ben yaptığım işe ‘sanat’ diyorum. Bizler, hayatın griliğine renk katan, topluma ayna tutan sanatçılarız.”
Bu noktada, Avcılar’daki diğer travesti arkadaşlarıyla olan ilişkisini de merak ediyorum. “Aramızda rekabet yok mu?” diye sorduğumda, yüzünde bilge bir gülümseme beliriyor.
“Olmaz mı, tatlı bir rekabet her zaman vardır. Kimin saçı daha güzel, kimin makyajı daha iddialı… Ama bu, bizi birbirimize düşürmez, tam tersi, daha iyi olmamız için kamçılar. Biz aslında kocaman bir aileyiz. Birimizin başı sıkışsa, ilk biz koşarız. Birbirimizin hem terapisti, hem moda danışmanı, hem de sırdaşıyız. Bu camiada yalnız yürüyemezsin. Arkanda sağlam bir duvar olmalı. Benim duvarım da arkadaşlarım. Birlikte ağlar, birlikte güleriz. Piyasada Avcılar travesti arayan biri, aslında sadece bir kişiyle değil, kocaman, destekçi bir aileyle tanışır. Bunu bilsinler.”
Seren’den Hayata Dair Altın Değerinde İpuçları
Röportajın sonunda, Seren’den okuyucularımıza birkaç hayat tavsiyesi istedim. O da beni kırmadı ve kendi üslubuyla, kahkahalar eşliğinde altın değerinde öğütler verdi:
- Kendinizle Barışık Olun: “Aynaya baktığınızda gördüğünüz kişiyi sevin. Burnunuz kemerliymiş, saçınız seyrekmiş… Boş verin! Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Kendinize has olmak yeterli. Unutmayın, Allah’ın yarattığı en orijinal eser sizsiniz.”
- Hayatla Dalga Geçin: “Her şeyi ciddiye alırsanız kafayı yersiniz. Bırakın biraz da hayat sizinle uğraşsın. En kötü anınızda bile gülecek bir şeyler bulun. Kahkaha, en iyi ilaçtır ve yan etkisi yoktur.”
- Dedikodudan Korkmayın, Yönetin: “Arkanızdan konuşuyorlarsa, doğru yoldasınız demektir. Bırakın konuşsunlar, reklamın iyisi kötüsü olmaz. Hatta arada onlara yeni malzeme verin ki, sıkılmasınlar.”
- Hayal Kurmaktan Vazgeçmeyin: “Hayaller, hayatın benzinidir. O benzin biterse yolda kalırsınız. İster stand-up yıldızı olmak isteyin, ister dünyanın en iyi menemenini yapmak… Yeter ki bir hayaliniz olsun ve onun peşinden gidin.”
- Topuklu Ayakkabı Giymekten Çekinmeyin (Metaforik Olarak!): “Hayatta dik durun demek istiyorum anacım! Başınız dik, adımlarınız kendinden emin olsun. O zaman kimse sizi yıkamaz. İster topukluyla, ister spor ayakkabıyla… Yürüyüşünüz kraliçe gibi olsun!”
Avcılar Travesti Seren’le geçirdiğim o birkaç saat, adeta bir terapi gibiydi. Yanından ayrılırken yüzümde kocaman bir gülümseme, aklımda ise onun o neşeli kahkahaları vardı. O, sadece Avcılar’ın değil, hayatın ta kendisinin bir özeti gibiydi: Bazen hüzünlü, bazen komik, ama her zaman umut dolu ve rengarenk.
Eğer bir gün yolunuz Avcılar’a düşerse ve sokakta kendi kendine gülen, etrafına neşe saçan, topuklularının üzerinde bir kuğu gibi süzülen o muhteşem kadını görürseniz, bilin ki o Seren’dir. Yanına gidip bir “merhaba” demekten çekinmeyin. Emin olun, gününüzün geri kalanını kahkahalarla geçirmenizi sağlayacaktır. Çünkü Seren, sadece bir Avcılar travesti değil; o, yürüyen bir neşe kaynağı, hayat dersleri veren bir filozof ve hepimizin içinde bir yerlerde saklanan o “çılgın” tarafın ete kemiğe bürünmüş hali. Ve biz onu bu yüzden çok seviyoruz



