esenyurt travesti zara

Esenyurt Travesti Zara: “Ayy Bu Kalabalık Beni Boğacak Kızlar!”

Toplanın! Bugün dedikodu kazanını biraz kaynatacağız ama öyle sıradan bir dedikodu değil bu. Konumuz İstanbul’un o bitmek bilmeyen insan seli ve bu selin ortasında hayatta kalmaya çalışan bir ikon: Esenyurt travesti Zara. Hani şu “Ay şekerim, nefes alamıyorum vallahi!” diye isyan eden Zara’dan bahsediyorum. Bugün biraz dertleşelim, biraz gülelim, biraz da şu Esenyurt sokaklarının tozunu attıralım dedik. Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın, çünkü Zara’nın kalabalıkla imtihanı başlıyor!

Aslında hepimizin derdi aynı değil mi? İstanbul dediğin yer, taşı toprağı altın diye geldikleri ama taşı toprağı insan olan bir şehir. Hele ki Esenyurt… Ah o Esenyurt yok mu? Bazen düşünüyorum da, burası ayrı bir cumhuriyet falan mı ilan etti? Metrobüs desen ayrı bir macera, meydan desen ayrı bir kaos. İşte bizim Esenyurt travesti Zara da tam bu kaosun göbeğinde, hem güzelliğinden ödün vermemeye çalışıyor hem de insanlara çarpmadan yürümeye. Kolay mı sanıyorsunuz? Vallahi hiç değil!

“Nefes Alacak Yer Yok Ayol!”

Geçen gün Zara ile bir kahve içelim dedik. Dedik ama ne mümkün! Buluşacağımız kafeye gidene kadar üç kere ezilme tehlikesi atlattım, iki kere de yanlışlıkla bir teyzeyle akraba oluyordum az kalsın. Zara geldi, saçı başı yine jilet gibi ama yüzünde bir bezginlik. “Kız Zara, ne bu halin?” dedim. “Sorma hayatım,” dedi, “Esenyurt Meydanı’ndan geçtim, sanki savaştan çıkmış gibiyim.”

İşte olay tam da burada kopuyor. Esenyurt travesti Zara, aslında sosyal kelebek olmayı seven, insanlarla arası iyi olan biridir. Ama bu kalabalık… Bu kalabalık artık onun da sabrını taşırmış durumda. “Eskiden,” diyor Zara, “Sokağa çıktığımda insanlar bana bakardı, şimdi kimse kimseye bakamıyor çünkü herkes birbirinin üstüne basıyor!” Haksız mı? Vallahi değil. Yürürken adım atacak yer bulmak için strateji geliştirmek zorundasın. Zara diyor ki, “Satranç oynasam bu kadar beyin jimnastiği yapmam, yolda yürümek için resmen plan yapıyorum.”

Bir de o metrobüs durakları yok mu… Zara’nın en büyük kâbusu. “Geçen gün Beylikdüzü’ne gideyim dedim, binmez olaydım,” diye anlatıyor. Metrobüse binmek için verdiği mücadeleyi anlatsa, Hollywood aksiyon filmi senaryosu çıkar. “Kapı açıldı, içeriden bir basınçla insanlar fırladı, sonra biz içeri girmeye çalıştık. O sırada topuklu ayakkabımın teki nerede kaldı bilmiyorum,” diyor gülerek. Ama güldüğüne bakmayın, içi kan ağlıyor aslında. Çünkü Esenyurt travesti Zara için şıklık her şeyden önce gelir. O kalabalıkta topuklu ayakkabıyı kaybetmek, bir asker için silahını kaybetmek gibi bir şey!

Zara’nın Kalabalık Savar Taktikleri

Tabii ki Zara bu duruma teslim olacak kadın değil. Yılların tecrübesiyle kendine has “kalabalık savar” taktikleri geliştirmiş. Bize de birkaç ipucu verdi, belki işinize yarar diye paylaşıyorum.

1. “Göz Teması Kurma, Hedefe Kilitlen”
Zara diyor ki, “Yolda yürürken kimseyle göz teması kurmayacaksın. Gözünü gideceğin noktaya dikip, Terminator gibi yürüyeceksin. Eğer birine bakarsan, o an enerji akışı bozuluyor ve çarpışma kaçınılmaz oluyor.” Vallahi denedim, çalışıyor kızlar! Esenyurt travesti Zara bu işi çözmüş.

2. “Çanta Kalkanı”
Büyük çantaların moda olmasının sebebi sadece estetik değilmiş meğer. Zara, o devasa çantalarını bir kalkan gibi kullanıyor. “Kalabalıkta önüme gelene hafifçe çantayı ittiriyorum, yol açılıyor,” diyor. Tabii bunu yaparken de o meşhur gülümsemesini eksik etmiyor ki kimse kızmasın. Akıllı kadın vesselam.

3. “Parfüm Silahı”
Bu biraz tartışmalı bir taktik ama Zara’nın favorisi. Çok yoğun ve ağır bir parfüm sıkıp çıkıyor bazen. “Öyle bir kokuyorum ki, insanlar mecburen 1 metre mesafe bırakıyor,” diye kıkırdıyor. Buna “biyolojik olmayan ama kokuyla yapılan savunma” diyebiliriz sanırım. Esenyurt travesti Zara, hem mis gibi kokuyor hem de kendine alan açıyor. Bir taşla iki kuş!

Meydan Muharebesi: Esenyurt Edition

Esenyurt Meydanı… Orayı bilen bilir, bilmeyen de çok şey kaçırmış sayılmaz aslında, sadece biraz fazla insan görmemiş olur. Zara’nın evi meydana yakın. Haliyle her dışarı çıktığında bu “meydan muharebesi”ne katılmak zorunda kalıyor. “Sabah ayrı dert, akşam ayrı dert,” diyor.

Bir gün Zara, meydanda bir arkadaşını bekliyormuş. Beklerken de telefonla oynuyor. “Bir anda etrafımda bir insan çemberi oluştu,” diyor. “Ne oluyor ayol, bedava bir şey mi dağıtılıyor dedim kendi kendime. Meğer insanlar duracak yer bulamayıp benim yanımda birikmişler.” Zara o an hissettiği klostrofobiyi anlatırken bile daralıyor. “Artık balkona çıkıp insanlara megafonla bağırasım geliyor: ‘Dağılın uleeeyn!’ diye.”

İşin şakası bir yana, Esenyurt travesti Zara aslında bu kalabalığın getirdiği kaostan yorulmuş durumda. İstanbul’un enerjisi güzeldir, hoştur ama bazen insan sadece kendi sesini duyabileceği bir sessizlik arıyor. Zara da işte o sessizliği arayanlardan. “Eskiden gece kulüplerinde o yüksek sesten rahatsız olmazdım, şimdi sokaktaki insan uğultusu beynimi tırmalıyor,” diyor. Yaşlanıyor muyuz ne? Yok canım, daha neler! Sadece biraz huzur istiyoruz, hepsi bu.

Sosyal Medyada Zara Fırtınası

Zara’nın bu kalabalık şikayetleri sosyal medyada da bayağı bir yankı buldu aslında. Instagram hikayelerinde paylaştığı “Bugün yine 500 kişiye sürtünmeden eve dönmeyi başardım, tebrikleri kabul ediyorum,” minvalindeki paylaşımları takipçilerini kırıp geçiriyor. Esenyurt travesti Zara, sadece bir güzellik ikonu değil, aynı zamanda bir mizahşör oldu başımıza.

Geçen bir takipçisi yazmış: “Abla, senin çantana takılan o adamın akıbeti ne oldu?” Zara da cevap vermiş: “Valla en son Esenyurt tabelasının orada dönüp duruyordu, başı döndü herhalde garibimin.” Kız Allah seni ne yapmasın! İnsanları güldürmek, belki de bu kaosla başa çıkmanın en iyi yolu. Zara da bunu çok iyi yapıyor. O sinir bozucu kalabalığı bile bir eğlence malzemesine dönüştürebiliyor.

Ama bazen DM kutusu da taşıyor tabii. “Abla Esenyurt çok kalabalık, Beylikdüzü’ne taşınsana,” diyenler mi ararsın, “Gel bizim köye yerleş, in cin top oynuyor,” diyenler mi… Zara hepsine tek tek cevap veremese de, okuyup gülüyor. “Ben Esenyurt’un gülü oldum artık, bırakıp gidemem ki,” diyor. Haklı da. Esenyurt travesti Zara olmadan Esenyurt’un tadı tuzu olur mu hiç? O kalabalığın içinde parlayan bir yıldız o.

Alışveriş Çılgınlığı ve Zara’nın İmtihanı

Kadınların, hele ki bizim gibi bakımlı kadınların en büyük terapisi nedir? Tabii ki alışveriş! Ama Esenyurt’ta alışverişe çıkmak, terapi değil travma sebebi olabiliyor bazen. Zara anlatıyor: “Geçen bir AVM’ye gireyim dedim, indirim varmış. Aman Allah’ım! O mağazanın kapısında yaşanan izdihamı görseniz, zombi istilası başladı sanırsınız.”

Zara, o kalabalığın içine dalıp o beğendiği elbiseyi almak için verdiği mücadeleyi anlatırken gözleri parlıyor. “O elbiseyi bir kadının elinden kapışım var, görmeniz lazımdı. Kadın ‘Bırak benim!’ diyor, ben ‘Hayır canım, o renk sana gitmez, bana daha çok yakışır’ diyorum. Sonunda ikna ettim, elbiseyi aldım.” İşte Esenyurt travesti Zara farkı! Kriz yönetiminde de bir numara.

Ama tabii eve döndüğünde yorgunluktan bitap düşüyor. “O kadar insan, o kadar gürültü, o kadar sıra… Eve gelip makyajımı çıkarırken kendimi maraton koşmuş gibi hissediyorum,” diyor. Hak vermemek elde mi? Bir de kasa sıraları var ki, evlere şenlik. “Kasiyer kızcağızın yüzüne bakıyorum, ruhu çekilmiş. Ben de ona espri yapıyorum bari gülsün diye. ‘Kız, bu kadar insanı nereye sığdırıyorsunuz akşamları?’ diyorum, gülüyor.”

Peki Çözüm Ne?

Zara ile sohbetimiz derinleştikçe, “Peki ne olacak bu işin sonu?” diye sordum. O da derin bir iç çekti. “Valla şekerim,” dedi, “Ya uçmayı öğreneceğiz ya da ışınlanmayı bulacağız. Başka çaresi yok.” Esenyurt travesti Zara, her zamanki gibi gerçekçi ama bir o kadar da hayalperest.

Aslında Zara’nın tek istediği, insanların biraz daha saygılı olması. “Kalabalık olur, büyükşehir burası tamam,” diyor. “Ama birbirimize saygı duysak, omuz atmasak, ‘pardon’ demeyi bilsek, bu kalabalık bu kadar batmaz insana.” Ne kadar doğru değil mi? Nezaket, en büyük kalabalığı bile çekilir kılar aslında. Ama nerede o eski İstanbul beyefendileri, hanımefendileri… Şimdikiler anca omuz atıp geçiyor.

Zara bazen kaçıp sahil kenarına gidiyor, sırf deniz havası almak ve biraz olsun insanlardan uzaklaşmak için. Ama döndüğünde yine aynı manzara. Yine de o, bu şehri ve bu semti seviyor. “Burası benim sahnem,” diyor. “Seyircisi biraz fazla kalabalık ve gürültülü ama olsun, alkışları da bir o kadar güçlü.”

Zara’dan Tavsiyeler: Kalabalıkla Barışmak Mümkün Mü?

Sohbetin sonunda Zara’dan, bu yazıyı okuyan ve aynı dertten muzdarip olanlar için birkaç tavsiye istedim. “Tamam,” dedi, “Yaz kızım, reçeteyi veriyorum.”

  1. “Kulaklıklarını Tak, Dünyayı Kapat”
    “En iyi kaçış müziğe sığınmaktır. Tak kulaklığını, aç en sevdiğin hareketli parçayı. O kalabalık bir anda senin video klibinin figüranlarına dönüşsün. Ben öyle yapıyorum, yolda yürürken kendi klibimi çekiyorum kafamda.”
  2. “Sabır Taşı Olma, Espri Makinesi Ol”
    “Biri sana çarptı mı? Sinirlenme. ‘Ayy canım, imza istiyorsan sıraya girmen lazım’ de geç. Hem sen eğlenirsin hem de karşıdakini şaşırtırsın. Sinir yapmak sadece seni yaşlandırır, cildine yazık.”
  3. “Kendi Saatini Yarat”
    “Herkesin dışarıda olduğu saatte çıkma. Ben bazen sabahın köründe, bazen gecenin bir yarısında çıkıyorum. Esenyurt o saatlerde bile uyumuyor ama en azından nefes alınıyor. Esenyurt travesti Zara‘nın biyolojik saati şaştı ama olsun, huzurumuz yerinde.”
  4. “Gülümse, İnadına Gülümse”
    “En büyük silahın gülüşün olsun. O asık suratlı, stresli kalabalığın içinde gülümseyen birini görmek bazen bulaşıcıdır. Sen gül, belki biri daha güler, dünya bir anlığına güzelleşir.”

Zara ve Bizim Hikayemiz

Kızlar, uzun lafın kısası, İstanbul zor, Esenyurt daha da zor. Ama hayat, şikayet ederek geçmeyecek kadar kısa ve değerli. Esenyurt travesti Zara gibi olmak lazım bazen. O, şikayet etse de, “boğuluyorum” dese de, ertesi gün en şık kıyafetlerini giyip, en güzel makyajını yapıp yine o kalabalığın içine karışıyor. Çünkü o, hayatın içinde olmayı seviyor.

Zara’nın kalabalıktan şikayeti aslında hepimizin ortak sesi. Ama onun farkı, bu sesi bir melodiye dönüştürebilmesi. O kaosun içinde kendi ritmini bulabilmesi. Biz de öyle yapmalıyız belki de. Kalabalığa kızmak yerine, o kalabalığın içinde kendi dansımızı etmeliyiz.

Bir gün Esenyurt sokaklarında, kalabalığı yara yara gelen, ışıl ışıl bir kadın görürseniz, bilin ki o Esenyurt travesti Zara‘dır. Yanına yaklaşabilirseniz (ki bu büyük başarıdır), bir selam verin. Belki size de o “kalabalık savar” taktiklerinden birini öğretir. Ya da en azından güzel bir gülücük hediye eder.

Hayat kalabalık, hayat gürültülü ama biz rengarenk olmaya, parlamaya ve kahkaha atmaya devam edeceğiz. Zara’nın dediği gibi: “Kalabalıklar gelir geçer, ama bizim havamız asla sönmez!”

Hadi bakalım, şimdi herkes sokağa! Ama dikkatli olun, kimseye çarpmayın. Ve eğer Zara’yı görürseniz, benden de selam söyleyin. Öpüldünüz şekerim!

Scroll to Top