Merhaba canlar, benim adım Canan. Evet, o meşhur travesti Canan! Geçen sene başıma öyle bir şey geldi ki, hâlâ anlatırken göbek atasım geliyor. Rio Karnavalı’na gittim arkadaşlar. Yanlış duymadınız. İstanbul’un göbeğinden kalkıp, taa Brezilya’ya, sambanın anavatanına… Şimdi oturun rahat rahat, çayınızı alın, çünkü size öyle bir hikâye anlatacağım ki, kahkahadan yatağınızdan düşeceksiniz.
Uçakta Başlayan Macera: Rio’ya İlk Adım
Her şey İstanbul Havalimanı’nda başladı. Valizim öyle bir doluydu ki, “Bu kadar kıyafeti nereye taşıyorsun kızım?” diye sordular check-in’de. Ben de dedim ki, “Ablacım, ben karnavala gidiyorum, tişörtle gidilmez oraya!” Adamcağız güldü, ben güldüm, arkadaki teyze de güldü. Böyle neşeyle başladı yolculuk.
On beş saatlik uçuş boyunca yanımdaki adam Portekizce konuşuyor, ben Türkçe. Ama bir şekilde anlaştık. El kol hareketleriyle koca bir muhabbet döndü. İnin bakın, insanlar dil bilmeden de dost olabiliyormuş. Rio’ya indiğimde, o sıcak hava yüzüme çarptığında anladım: burası bambaşka bir dünya.
Havalimanından çıkar çıkmaz taksici beni gördü, kocaman gülümsedi ve “Bem-vinda!” dedi. Yani “Hoş geldin.” O an içimde bir sıcaklık oldu. Meğer bu travesti Canan, Rio’da kraliçe gibi karşılanacakmış da haberi yokmuş.
Rio’nun Havası: Şehir Resmen Nefes Alıyor
Otelime yerleştikten sonra kendimi sokağa attım. Ay canlarım, o ne kalabalık, o ne renk cümbüşü! Herkes gülüyor, herkes dans ediyor, sokaklardan müzik taşıyor. İstanbul’da metrobüste sıkışmaya alışkın bu kız, birden kendini bir festivalin ortasında buldu.
Rio’nun havasında bir şey var, tarif edemiyorum. İnsanı içine çekiyor. Yürürken bile ayaklarım ister istemez ritim tutmaya başladı. Bir baktım, sokakta bir grup insanla el ele tutuşmuş samba yapıyorum. Daha adamların ismini bile bilmiyorum ama sanki yıllardır tanışıyoruz gibi.
İşte tam o an düşündüm: Bizim İstanbul’da da bu enerji var aslında ama biz biraz utangacız. Burada kimse kimseyi yargılamıyor. Herkes olduğu gibi, en rahat haliyle ortada. Bu özgürlük duygusu bir başkaydı.
Kıyafet Seçimi: Bir Kadının En Zor Kararı
Şimdi gelelim işin en ciddi kısmına: ne giyeceğim? Valizimi açtığımda karşımda bir kıyafet ordusu vardı ama hiçbiri “bu işte” demiyordu. Karnaval demek, tüyler, pullar, parıltılar demek! Ben de soluğu Rio’nun kostüm dükkânlarında aldım.
O dükkâna girdiğimde gözlerim kamaştı. Tavus kuşu tüyleri, altın rengi taçlar, simli her şey… Tezgahtar kız beni görünce “Sen tam buralık birisin!” dedi gülerek. Ben de “Ablacığım, ben İstanbul’dan geldim ama ruhum Rio’lu galiba” dedim.
Sonunda seçtiğim kostümü anlatayım:
- Devasa bir tüylü taç — kafamda bir kuş yuvası taşıyorum sandım ama muhteşem duruyordu
- Işıl ışıl parlayan bir kostüm — güneşte yürürken insanların gözünü aldığım kesin
- Rahat ama gösterişli ayakkabılar — çünkü tüm gece dans edecektim, buna dikkat ettim
Aynanın karşısına geçtiğimde kendime bakıp “Vay be Canan, sen bir tanesin!” dedim. Bazen insanın kendine iltifat etmesi lazım canlarım, bunu unutmayın.
Sambanın Ortasında: Dans Edemeyen Bir İstanbul Kızının Zaferi
İtiraf ediyorum, ben samba bilmiyordum. Yani bizim düğünlerde göbek atarım, roman havasında yıkarım ortalığı ama samba başka bir alem. İlk denememde ayaklarım birbirine dolandı, az kalsın yanımdaki teyzeyi deviriyordum.
Ama Rio’lular çok sabırlı çıktı. Bir hanım beni elimden tuttu, “Kalçandan başla, ayakların onu takip etsin” dedi. Ben de “Kalça bende çok, o iş bende!” dedim ve başladık. Yarım saat sonra, yemin ederim, samba okulundaki gibi sallıyordum.
Etraftaki insanlar beni alkışlamaya başladı. “A Turca! A Turca!” diye bağırıyorlardı, yani “Türk kızı!” O an gurur duydum. Koskoca Rio Karnavalı’nda bir İstanbul travestisi, travesti Canan, herkesin gözdesi olmuştu.
Yeni Dostlar: Dünyanın Dört Bir Yanından İnsanlar
Karnavalın en güzel yanı ne biliyor musunuz? Bir gecede yüzlerce insanla tanışıyorsunuz. Ben orada bir İtalyan çiftle, iki Japon turistle, bir Arjantinli dansçıyla ve bir sürü Brezilyalıyla arkadaş oldum.
Japon çift bana sürekli fotoğraf çektirdi. Sanırım Tokyo’da bir yerlerde şu an benim fotoğraflarım dolaşıyor. İtalyan hanım bana makarna tarifi verdi, ben de ona İstanbul’daki en iyi köfteciyi anlattım. Böyle bir kültür alışverişi oldu yani.
Bir ara Arjantinli dansçı bana “Sen neden bu kadar mutlusun?” diye sordu. Ben de dedim ki, “Çünkü hayatta olduğun yerin değerini bilmek lazım. Ben şu an dünyanın en güzel yerinde, en güzel insanlarla dans ediyorum. Nasıl mutlu olmam?”
Komik Anlar: Kahkahalarla Geçen Anılar
Şimdi size karnavaldaki en komik anımı anlatayım. Bir gece o kadar coşmuşum ki, dans ederken tacım kafamdan fırladı ve tam karşımdaki bir adamın kucağına düştü. Adam önce şaşırdı, sonra tacı kafasına taktı ve bizimle dans etmeye başladı. Meğer o gece “Kral Canan’ın Tacı” diye bir efsane doğmuş.
Bir başka gün de sokakta yürürken, kostümümün bir tüyü bir arabanın kapısına sıkıştı. Araba hareket edince ben de peşinden koşmaya başladım. Sonunda tüyü kurtardım ama o koşu sahnemi gören herkes gülmekten yerlere yattı. Ben de gülüyordum tabii, çünkü bu travesti Canan her şeyi eğlenceye çevirmeyi bilir.
Bir de şu var: Brezilyalılar çok sıcakkanlı ama biraz da yaramaz. Bir çocuk grubu benim taçlarımı beğenmiş, sürekli peşimden gelip “Rainha! Rainha!” yani “Kraliçe!” diye bağırıyorlardı. Ben de onlara el sallayıp poz veriyordum. Resmen kendimi bir defile sonunda podyumdaki manken gibi hissettim.
Kişisel Düşünceler: Rio Bana Ne Öğretti?
Şimdi biraz ciddileşeyim canlarım, ama çok değil, söz. Rio Karnavalı bana çok şey öğretti. En başta, olduğun gibi olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlattı.
İşte Rio’da öğrendiklerim:
- Kendini olduğun gibi kabul et — orada kimse kimseyi kalıba sokmuyor, herkes kendi rengini yaşıyor
- Mutluluğu ertelemenin anlamı yok — dans etmek için mükemmel anı bekleme, şimdi başla
- Gülmek her derde deva — bir kahkaha, bin problemi eritir
- Dostluk dil tanımaz — İstanbul’dan Rio’ya, insan insanı sever
İstanbul’a döndüğümde valizim yine doluydu ama bu sefer içinde anılar vardı. Her tüy, her pul bana orada geçirdiğim o unutulmaz günleri hatırlatıyor. Bazen aynanın karşısına geçip o tacı takıyorum ve kendi kendime “Vay be Canan, sen neler yaptın neler” diyorum.
Kapanış: Bir Sonraki Maceraya Kadar
Eee canlarım, geldik hikâyemizin sonuna. Umarım okurken benim kadar eğlenmişsinizdir. Rio Karnavalı, bu travesti Canan için bir ömür boyu unutulmayacak bir maceraydı. Sambayı öğrendim, dünyanın dört bir yanından dostlar edindim ve en önemlisi, kendimi bir kez daha, en özgür halimle kucakladım.
Şimdi sıra sizde. Belki bir gün siz de kalkıp o uzak diyarlara gidersiniz, belki de İstanbul’un göbeğinde kendi karnavalınızı yaratırsınız. Ne yaparsanız yapın, gülmeyi, dans etmeyi ve olduğunuz gibi parlamamayı asla bırakmayın.
Ben Canan, bir sonraki maceramda yine karşınızdayım. Hoşça kalın, öptüm bir tanelerim! 💃



