travesti birnur ve akşam istanbul manzarası

Travesti Birnur Karanlık Korkusunu Böyle Yendi: Sırrı Çok Basit

Hepimizin bir korkusu vardır ya hani. Kimi örümcekten kaçar, kimi asansöre binmez, kimi de faturaları görünce ödü kopar. Ama benim bir arkadaşım vardı ki, korkusu resmen efsaneydi: Travesti Birnur ve onun meşhur karanlık korkusu. Bugün size bu efsanenin nasıl yıkıldığını anlatacağım. Hem gülün hem de kendi karanlık korkunuza çare bulun, ne dersiniz?

Uyarayım, hikâye biraz uzun. Ama söz veriyorum, sonunda hem güleceksiniz hem de “aa demek bu kadar basitmiş” diyeceksiniz. Kahvenizi alın, oturun, başlıyoruz.

Birnur’la Tanışın: Cesurdur Ama Bir Şartla

İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu’nun daracık sokaklarında yaşayan Travesti Birnur, dışarıdan bakınca dünyanın en cesur insanıdır. Trafikte taksiciyle atışır, pazarda domatesin fiyatını tartışır, gece kulübünde sahneye çıkıp mikrofonu eline alır. Kimse onunla laf yarıştıramaz.

Ama bir tek düşmanı vardı: karanlık.

Evet, yanlış duymadınız. O koca yürekli kadın, ışıklar sönünce minik bir yavru kediye dönüşüyordu. Elektrikler kesildiğinde çığlığını üç sokak öteden duyardık. Komşular artık alışmıştı bile. “Aa, yine kesinti olmuş herhalde,” derlerdi Birnur’un sesini duyunca.

Karanlık Korkusu Nereden Geldi?

Herkes merak ediyordu bu korkunun kaynağını. Birnur’a sorduğumuzda hep konuyu değiştirirdi. Ama bir gece, iki kadeh şarabın ardından ağzından baklayı çıkardı.

Meğer çocukken, köydeki büyükannesi ona sürekli “gece dışarı çıkarsan seni cinler kapar” dermiş. Küçük Birnur da bunu o kadar ciddiye almış ki, karanlık deyince aklına hep pençeli, kırmızı gözlü yaratıklar gelirmiş. Yani korkunun altında koca bir çocukluk travması yatıyordu. Gülüyoruz ama aslında hepimizin böyle bir “büyükanne hikâyesi” var, değil mi?

Travesti Birnur yıllarca bu korkuyla yaşadı. Evinde tam yedi tane gece lambası vardı. Yedi! Bir tanesi bozulsa panik atak geçirirdi. Telefonunun feneri hep açık dururdu, şarjı bu yüzden sürekli biterdi. Kısacası enerji faturası bir hayli kabarıktı.

O Meşhur Gece: Her Şey Değişti

Şimdi geldik işin can alıcı noktasına. Bir kış akşamı, İstanbul’a öyle bir fırtına geldi ki, bütün mahallenin elektriği kesildi. Ama sadece birkaç dakika değil, tam beş saat boyunca!

Birnur o gece evde yalnızdı. İlk yarım saati bildiğiniz gibi geçti: çığlıklar, mumları arama telaşı, “cinler geldi” paniği. Ama mumlar da bitince Birnur kendini zifiri karanlıkta buldu.

İşte tam o anda ilginç bir şey oldu. Korkudan bunalan Travesti Birnur, artık bağırmaktan yorulmuştu. Yatağına oturdu, derin bir nefes aldı ve şöyle düşündü:

“Beş saattir karanlıktayım ve hâlâ hayattayım. Ne cin geldi ne peri. Demek ki karanlık beni yemiyormuş.”

Basit gibi görünüyor ama bu düşünce onun hayatını değiştirdi.

Sırrı Çok Basit: Korkuyla Yüzleşmek

Birnur’un o gece keşfettiği sır aslında psikologların yıllardır söylediği şeydi: maruz kalma. Yani korktuğun şeyle yavaş yavaş yüzleşmek.

O beş saat boyunca Birnur karanlıkta kalmak zorunda kaldı ve fark etti ki, korktuğu şey aslında hiç de o kadar korkunç değilmiş. Beyni yıllarca ona yalan söylemişti.

Peki bu sırrı siz de kullanabilir misiniz? Tabii ki! İşte Birnur’un korkusunu yenerken izlediği adımlar:

1. Küçük Adımlarla Başla

Birnur ertesi günden itibaren her gece bir lambayı kapattı. İlk gece yedi lamba, ikinci gece altı, derken bir hafta içinde sadece bir gece lambasıyla uyumaya başladı. Aceleye getirmedi, kendini zorlamadı.

2. Korkuya İsim Ver

Birnur karanlığa “Karanlık Bey” adını taktı. Kulağa saçma geliyor ama bir şeyle dalga geçebiliyorsan, ondan o kadar da korkmuyorsun demektir. “Gel bakalım Karanlık Bey, bu gece de seni yeneceğim,” derdi gülerek.

3. Nefes Egzersizi Yap

Panik başladığında Birnur dörde kadar nefes alıp, dörde kadar tutup, dörde kadar veriyordu. Bu basit teknik kalbinin küt küt atmasını yavaşlatıyordu. Bedava üstelik!

4. Kendini Ödüllendir

Her karanlık gecesini atlattığında Birnur kendine küçük bir ödül verdi. Bazen bir dilim pasta, bazen yeni bir ruj. Beynimiz ödülü sever, böylece karanlık kalmayı “kötü” değil “kazançlı” bir şey olarak görmeye başladı.

Peki Ya Sizin Korkularınız?

Şimdi durun ve düşünün. Travesti Birnur karanlıktan korkuyordu, siz belki başka bir şeyden. Ama sır hep aynı: korktuğun şeyle yüzleşmek onu küçültür.

Belki sahneye çıkmaktan korkuyorsunuz. Belki insanlara “hayır” demekten. Belki de kendiniz olmaktan. Hepsinin çözümü bir noktada aynı yerde buluşuyor: küçük adımlar ve kendinize karşı biraz sabır.

En Sık Yapılan Hata

İnsanların çoğu korkuyla bir gecede baş etmeye çalışıyor. Yedi lambayı birden söndürmek gibi. Sonra panik yapıp daha kötü hissediyorlar ve “ben yapamam” diyorlar. Oysa Birnur’un yöntemi tam tersini söylüyor: yavaş git, ama devam et.

Birnur Şimdi Nasıl?

Bugün Travesti Birnur karanlıkta film bile izliyor. Hatta arkadaşlarına “gece lambası kullanan mı kaldı ayol” diye takılıyor. O yedi lambanın altısını komşularına dağıttı, biri hâlâ vitrin süsü olarak duruyor. Anı olsun diye.

En güzeli de şu: Birnur artık bu hikâyeyi herkese anlatıyor. Çünkü korkusunu yenmenin ne kadar özgürleştirici olduğunu biliyor. “Karanlıktan korkarken hayatın yarısını kaçırmışım,” diyor. “Meğer geceler ne kadar güzelmiş.”

Şimdi Sıra Sizde: Deneyin

Bu hafta kendinize küçük bir meydan okuma yaratın. Neyden korkuyorsanız, onun minik bir versiyonuyla yüzleşin:

  • Karanlıktan mı korkuyorsun? Bir lambayı söndürerek başla.
  • Kalabalıktan mı? Kısa bir yürüyüşe çık.
  • Reddedilmekten mi? Küçük bir istekte bulun.

Unutma, amaç bir gecede kahraman olmak değil. Amaç dün olduğundan biraz daha cesur olmak. Tıpkı Birnur gibi.

Travesti Birnur‘un hikâyesi bize şunu öğretiyor: korkularımız çoğu zaman gerçeğinden çok daha büyük görünür. Ama üstüne gidince, o koca canavarın aslında minik bir gölge olduğunu anlarız.

Birnur karanlığı yendi, hem de sırrı çok basitti: yüzleşmek, sabretmek ve bu arada gülmeyi unutmamak. Siz de kendi karanlığınızla yüzleşmeye hazır mısınız? Bugün küçük bir adım atın, gerisi kendiliğinden gelecek.

Bu yazıyı sevdiyseniz, blogumuzdaki diğer ilham verici hikâyelere de göz atın. Kim bilir, belki bir sonraki cesaret hikâyesi sizin olur!

Scroll to Top