travesti serpil istanbul

Travesti Serpil ile İstanbul Kazan, Biz Kepçe

İstanbul dediğimiz yer, hani şu “taşı toprağı altın” denilen ama aslında taşı toprağı kaos, trafik ve biraz da delilik olan koca şehir… Ama ne yalan söyleyeyim, bu deliliğe aşığız! Bugün size biraz kendimden, yani Travesti Serpil‘den ve bu şehrin bitmek bilmeyen enerjisinden bahsedeceğim. Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın, çünkü benimle İstanbul turu lunapark trenine binmek gibidir; nerede bağırıp nerede kahkaha atacağınız hiç belli olmaz!

Bilirsiniz, İstanbul’u anlatmak zordur. Şairler şiir yazmış, şarkıcılar bestelemiş ama yine de eksik kalmış. Neden mi? Çünkü bu şehri yaşamadan, o nemli havasını ciğerlerine çekip, vapurda martıya simit atarken çayını üstüne dökmeden anlayamazsın. Ben de bu yazıda size biraz kendi penceremden, yani Travesti Serpil‘in o renkli, biraz da çatlak penceresinden İstanbul’u anlatayım istedim.

İstanbul’un Kalbi Nerede Atıyor?

Herkes “İstanbul’un kalbi Taksim’dir” der. Eskiden belki öyleydi ama artık kalp ritmi bozuk bir hasta gibi her yerde atıyor bu şehrin kalbi! Sabahın köründe Eminönü’ne indiğinizde, balıkçıların “Hadi abla taze bunlar!” diye bağırmasıyla uyanırsınız. Ben Travesti Serpil olarak Eminönü’nü ayrı severim. Neden derseniz, oradaki kargaşa benim ruh halime çok benziyor. Her telden insan, her türlü ses, koku…

Geçenlerde Mısır Çarşısı’na girdim, niyetim sadece biraz baharat almaktı. Ama kendimi bir anda turist kafilesinin ortasında buldum. Japon bir turist grubuyla fotoğraf çekilirken buldum kendimi! Adamlar beni yerel bir ünlü sandı herhalde, ben de bozmadım. “Yes, yes, I am Serpil, Travesti Serpil, very famous!” dedim, bastım kahkahayı. İşte İstanbul böyle bir yer, her an her şeye hazırlıklı olmanız lazım.

Kadıköy: Asya’nın Asi Çocuğu

Avrupa yakası ne kadar süslü ve biraz burnu havadaysa, Anadolu yakası, özellikle de Kadıköy bir o kadar “bizim oğlan”dır. Kadıköy’e geçtiğimde üzerimden bir yük kalkıyor sanki. Vapurdan inip o kalabalığa karıştığımda, Travesti Serpil olarak kendimi daha bir özgür hissediyorum. Moda sahilinde çimlere yayılıp çekirdek çitlemek, dünyanın en büyük meditasyonu olabilir, yoga falan hikaye!

Kadıköy’ün o bohem havası, barlar sokağının gürültüsü, sahafların tozlu kitap kokusu… Hepsi birleşince ortaya öyle bir enerji çıkıyor ki, insanın kanı kaynıyor. Bir keresinde Boğa heykelinin önünde arkadaşımı bekliyorum. Bilen bilir, orası İstanbul’un resmi buluşma noktasıdır ve mahşer yeri gibidir. Beklerken yanıma teyzenin biri yaklaştı, “Kızım bu otobüsler nereden kalkıyor?” diye sordu. Ben de o gün biraz şık giyinmişim, topuklular falan. “Teyzecim,” dedim, “Ben de yolcuyum bu hayatta ama otobüsleri bilmem, ben taksi insanıyım!” Teyze güldü, “Deli kız,” dedi gitti. İşte bu samimiyet, bu sıcaklık başka yerde yok.

Gece Başka, Gündüz Başka

İstanbul’un gündüzü ayrı bir dert, gecesi ayrı bir keyif. Gündüz o trafik çilesi, metrobüs maceraları… Ah o metrobüs! İstanbul’da yaşayıp da metrobüs anısı olmayan bizden değildir. Travesti Serpil olarak metrobüse bindiğim nadir zamanlarda, o sıkışıklıkta bile bir eğlence bulurum. İnsanların o bezgin suratlarına bakıp içimden hikayeler uydururum. “Şu amca kesin emekli ikramiyesiyle ne yapacağını düşünüyor”, “Şu kız sevgilisinden ayrılmış, hıncını telefondan çıkarıyor” diye diye yolu bitiririm.

Ama gece oldu mu… İşte o zaman İstanbul, makyajını tazelemiş, en şık elbisesini giymiş bir diva gibi ortaya çıkar. Işıklar yanar, müzik sesleri yükselir ve şehir bambaşka bir kimliğe bürünür. Ben de geceyi severim. Gece Travesti Serpil‘in zamanıdır biraz da. Dostlarla bir masada oturup, Boğaz’a karşı kadeh kaldırmanın tadı hiçbir şeyde yok. Hele bir de fonda Müzeyyen Senar çalıyorsa, değmeyin keyfime!

Sokak Lezzetleri: Diyet Düşmanı Ama Ruh Dostu

İstanbul’dan bahsedip de yemekten bahsetmemek olur mu? Olmaz! Bu şehir, diyetisyenlerin kabusu, benim gibi boğazına düşkünlerin cennetidir. Gece yarısı kokoreç yemek, sabaha karşı işkembe çorbası içmek… Bunlar İstanbul’un yazılı olmayan kurallarıdır.

Bir gece Taksim’de ıslak hamburger yiyoruz arkadaşlarla. Öyle bir iştahla yiyorum ki, yanımdaki çocuk “Abla yavaş, hamburger kaçmıyor!” dedi. Döndüm çocuğa, “Yavrum,” dedim, “Bu Travesti Serpil‘in enerji kaynağı, sen ne anlarsın! Bu sarımsaklı sos damarlarımda dolaşmazsa ben nasıl böyle fırtına gibi eserim?” Çocukcağız şaşırdı tabii, sonra o da güldü. Yemek sadece karın doyurmak değil, sosyalleşmektir bu şehirde. Bir midye dolma tezgahının başında kurulan dostluklar, bazen yıllarca sürer.

İstanbul’un Kedileri: Şehrin Gerçek Sahipleri

Bu şehri anlatırken kedileri atlarsam, o pisi pisi’ler beni tırmalar valla! İstanbul aslında insanların değil, kedilerin şehridir. Biz sadece onların kiracısıyız, inanın bana. Her köşe başında, her dükkanın önünde bir kedi vardır. Ve hepsi de birbirinden karakterli! Kimi yanına yaklaştırmaz, kimi kucağından inmez.

Cihangir’de bir kafede otururken, masama bir kedi atladı. Ama nasıl bir özgüven, sanki mekanı o işletiyor! Kahvemden bir yudum alacaktım, patisiyle bardağı tuttu. “Hop,” dedim, “Travesti Serpil‘in kahvesine ortak mı oldun?” Miyavladı, sanki “Evet, ne olmuş?” der gibi. Paylaştık kahveyi, ne yapalım. İstanbul’da kedilerle iyi geçinmek zorundasınız, yoksa işiniz zor. Onlar bu şehrin ruhu, bekçisi, süsü.

Zorlukları Yok mu? Olmaz mı!

Tabii her şey güllük gülistanlık değil. İstanbul yorucu bir sevgili gibidir; hem çok seversin hem de bazen “Yeter be!” dersin. Trafiği adamı verem eder, pahalılığı cüzdanı deler geçer. Bazen bir yerden bir yere gitmek, kıtalar arası yolculuk gibi gelir.

Geçen gün bir randevum var, hazırlandım süslendim. Travesti Serpil yine yakıyor ortalığı tabii. Taksiye bindim, “Şişli,” dedim. Şoför bey amca bir of çekti ki, sanırsın ciğeri söküldü. “Abla,” dedi, “Oraya gitmektense köye dönüp tarla sürerim daha iyi.” Haklı adam, trafik kilit! Ama ne yapacaksın, İstanbul bu. “Aç müziği kaptan,” dedim, “Trafik durabilir ama hayat durmaz, biz eğlenmemize bakalım!” Açtık bir oyun havası, taksinin içinde oynaya oynaya gittik. Yan arabalardakiler de bize bakıp gülüyor. İşte İstanbul’un sırrı bu: Kaosun içinde bile eğlenecek bir şey bulabilmek.

Her Şeye Rağmen Vazgeçilmez

Tüm zorluğuna, gürültüsüne, karmaşasına rağmen İstanbul bir tutkudur. Başka şehre gidersin, “Oh be, sessizlik,” dersin ama üç gün sonra o korna seslerini, vapur düdüklerini özlersin. Ben de çok denedim gitmeyi, Ege kasabasına yerleşip domates yetiştirmeyi hayal ettim. Ama yok, Travesti Serpil bu şehrin kaosundan besleniyor. O domatesler benimle konuşmaz ki, İstanbul sokakları konuşuyor!

Bu şehir insana hayatta kalmayı öğretir, pratik zekayı geliştirir. İstanbul’da yaşayan biri, dünyanın her yerinde yaşar bence. Çünkü biz burada her gün Survivor çekiyoruz aslında, farkında değiliz.

Travesti Serpil’den Tavsiyeler

Eğer İstanbul’a yeni geldiyseniz ya da bu şehrin tadını tam çıkaramadığınızı düşünüyorsanız, size birkaç Travesti Serpil tavsiyesi:

  1. Plan Yapmayın: İstanbul plan sevmez. “Şuraya giderim, sonra buraya geçerim” dersiniz, bir bakmışsınız kendinizi bambaşka bir semtte, hiç tanımadığınız insanlarla çay içerken bulmuşsunuz. Akışına bırakın.
  2. Yürüyün: Bu şehir en güzel yürüyerek keşfedilir. Ara sokaklara girin, kaybolun. En güzel dükkanlar, en ilginç kafeler hep o ara sokaklarda saklıdır.
  3. Vapuru Kullanın: Vapur, İstanbul’un en büyük terapisidir. Üzgün müsünüz, kafanız mı karışık? Atın kendinizi vapura, bir çay söyleyin, martılara bakın. Rüzgar yüzünüze vurdukça dertleriniz de uçup gidecek.
  4. Gülümseyin: İstanbul insanı gergindir, evet. Ama bir gülümseme, bir “Günaydın” o buzları eritir. Ben her sabah bakkala, simitçiye gülerek selam veririm. İnanın, gününüz daha güzel geçer.

Enerjiniz Hiç Bitmesin!

Hayat dediğimiz şey kısa, İstanbul kadar karmaşık ama bir o kadar da güzel. Ben Travesti Serpil olarak bu sahnede kendi rolümü oynamaya, kendi şarkımı söylemeye devam ediyorum. Siz de öyle yapın. Kim ne derse desin, siz kendi İstanbul’unuzu yaşayın.

Bu şehirde her renge, her sese, her nefese yer var. Yeter ki kalbiniz o şehrin ritmine ayak uydursun. Enerjiniz bol, kahkahanız eksik olmasın. Bir gün bir vapurda, bir sokak arasında ya da bir gece kulübünde karşılaşırsak, sakın selam vermeden geçmeyin. Belki oturur bir çay içer, İstanbul’u çekiştiririz.

Hadi bakalım, şimdi sokağa çıkma ve bu şehrin tozunu attırma vakti! Sevgiyle kalın, enerjik kalın, Travesti Serpil ile kalın!

Scroll to Top