mecidiyeköy travestileri

Mecidiyeköy Travestileri ve Beklentiler Üzerine Keyifli Bir Sohbet: Hayaller Paris, Gerçekler Metrobüs Durağı

Hani şu metrobüs kuyruklarının Everest’e rakip olduğu, kornaların senfoni niyetine dinlendiği yer… İşte bugün konumuz tam olarak buranın o renkli, o deli dolu sakinleri: Mecidiyeköy travestileri ve tabii ki bitmek bilmeyen beklentilerimiz!

Şimdi kemerlerinizi bağlayın, çünkü bu yazı öyle sıkıcı, ansiklopedik bir “Mecidiyeköy neresidir?” yazısı olmayacak. Burası bizim blogumuz, burada her şey samimi, her şey bizden. Hazırsanız, Mecidiyeköy’ün o kaotik sokaklarına, beklentilerin tavan yaptığı ama gerçeklerin bazen Trump Towers’ın gölgesinde kaldığı o dünyaya dalış yapıyoruz.

Beklentiler Derya Deniz, Gerçekler Şişli Trafiği

Herkesin hayatta bir beklentisi var, değil mi? Kimisi loto tutturmayı bekler, kimisi beyaz atlı prensini (ki İstanbul trafiğinde o atı park edecek yer bulamaz, baştan söyleyeyim), kimisi de sadece huzur ister. Peki ya Mecidiyeköy travestileri ne bekler? Vallahi, dışarıdan bakınca sadece şov, eğlence ve “gullüm” sanıyorsunuz ama işin rengi hiç de öyle tek ton değil.

Bir arkadaşım var, adı Buse (gerçek adı değil tabii, sonra beni topa tutmasın). Buse, Mecidiyeköy’ün o meşhur kalabalığında yürürken hep der ki: “Ay kız, şu kalabalığın yarısı beni tanıyor, diğer yarısı da tanışmak için can atıyor ama utancından söyleyemiyor.” İşte özgüven budur! Ama iş beklentilere gelince, Buse’nin de derdi büyük.

Mesela geçen gün oturduk bir kahve içiyoruz. Konu döndü dolaştı ilişkilere geldi. Şimdi sanıyorsunuz ki bizim dünyamızda her şey toz pembe, herkes birbirine aşık, her gece partilerdeyiz… Yok anam yok! Buse, “Kızım,” dedi, “Benim beklentim öyle yatlar, katlar değil. Adam olsun, bir de şu lanet metrobüse binerken beni ezmesin, yeter!” Güldük tabii ama düşününce ne kadar haklı. İstanbul’da aşk aramak samanlıkta iğne aramaktan zor, bir de üstüne Mecidiyeköy’ün o insanı yutan kalabalığı eklenince işler iyice sarpa sarıyor.

“Beni Olduğum Gibi Sev, Ama Filtrelerimi De Beğen”

Teknoloji çağı malum, Mecidiyeköy travestileri de bu çağa ayak uydurmak zorunda. Eskiden “göz göze gelmek” vardı, şimdi “ekranı kaydırmak” var. Beklentiler de buna göre şekilleniyor tabii. Sosyal medyada fırtınalar estiren arkadaşlarım var, hepsi birer fenomen adayı. Ama işin komik yanı şu: Profilde Angelina Jolie, buluşmaya gidince… E neyse, orasını karıştırmayalım, herkesin bir gideri var sonuçta!

Buse geçenlerde bir flört uygulamasına girmiş. Profiline “Mecidiyeköy’ün Sultanı” yazmış. Dedim “Kız, Trump Towers‘ı mı istiyorsun başlık parası olarak?” Gülüyor. “Yok be,” dedi, “Maksat havalı dursun.” Ama gelen mesajlar evlere şenlik. Bir tanesi yazmış: “Metrobüs durağında buluşalım mı?” Yahu romantizme bak! Hani Boğaz manzarası, hani Pierre Loti? Metrobüs durağı nedir ayol? Turnikelerin orada mı aşk yaşayacağız? “Akbilin benden” dese bari tam olacak.

İşte beklentiler böyle garip bir hal alabiliyor. Biz istiyoruz ki hayatımız film gibi olsun, ama senaristimiz sanki biraz mizah dergisi okumuş gibi yazıyor senaryoyu. Yine de şikayetçi miyiz? Asla! Çünkü bu absürtlükler olmasa, ne anlatıp güleceğiz birbirimize?

Mecidiyeköy: Kaosun İçindeki Pırlanta

Şimdi diyeceksiniz ki “Neden Mecidiyeköy travestileri bu kadar özel?” Anlatayım şekerim. Mecidiyeköy, İstanbul’un tam göbeği. Anadolu’dan gelen de burada, Avrupa’dan gelen de. İş adamı da burada, öğrencisi de. Bu kadar çeşitliliğin olduğu bir yerde, bizim camianın renkli simalarının olmaması imkansız.

Burası bir geçiş noktası. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. İşte biz de bu koşturmacanın içinde, bazen bir durak, bazen bir nefes oluyoruz. İnsanlar bizim enerjimize, bizim neşemize, bazen de sadece o “sivri dilimize” hayran kalıyor. Çünkü biliyorlar ki, bir Mecidiyeköy travestisi ile sohbet etmek, terapi seansına gitmekten daha ucuza gelir ve kesinlikle daha eğlencelidir!

Bir gün kuafördeyim (Mecidiyeköy’ün kuaförleri de ayrı bir dünyadır, dedikodunun borsası orada belirlenir), yan koltukta bir abla oturuyor, yüzü asık. Belli ki kocasıyla tartışmış ya da kaynanası damarına basmış. Bizim kızlardan biri girdi içeri, şakır şukur takılarıyla, odayı dolduran parfümüyle. Döndü ablaya, “Ayy hayatım o surat ne öyle, cenaze levazımatçısı mısın? Gül biraz, güneş doğsun!” dedi. Kadın önce bir şaşırdı, sonra dayanamadı kahkahayı bastı. Beş dakika sonra abla döküldü, bizim kız da ona öyle akıllar verdi ki, Güzin Abla yanında stajyer kalır. İşte bizim olayımız bu; dokunduğumuz yere neşe katmak.

Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları: “Nerede O Eski Beyefendiler?”

Tabii her şey “kikir kikir” geçmiyor. Ciddi meselelerimiz de var. Mecidiyeköy travestileri olarak en büyük beklentimiz, aslında herkes gibi: Saygı. Hani şu markette, bankada, sokakta sıradan bir vatandaş gibi muamele görmek. Bazen öyle bakışlara maruz kalıyoruz ki, sanırsınız uzaydan gelmişiz ve antenlerimiz çıkmış. Yahu alt tarafı topuklu ayakkabı giymişim, makyajım biraz iddialı, ne var bunda? Sen sabahın köründe pijamayla bakkala giderken ben bir şey diyor muyum?

Bir de şu “gizli hayranlar” meselesi var ki, tam bir tiyatro. Gündüzleri “Ay ben çok muhafazakarım, öyle şeylere bakmam” diyen tipler, gece olunca mesaj kutumuzu aşındırıyor. “Selam, naber, çok güzelsin…” Yahu madem beğeniyorsun, niye gündüz kafanı çeviriyorsun? Bizim beklentimiz dürüstlük beyler! İki yüzlülükten o kadar sıkıldık ki, artık “dobra” kelimesi bizim göbek adımız oldu.

Geçenlerde bir olay yaşadım, anlatmazsam çatlarim. Bir mağazadayım, kıyafet bakıyorum. Satıcı çocuk biraz çekingen yaklaştı, “Buyurun efendim,” dedi. “Efendim” lafı hoşuma gitti tabii, kibarlık her zaman kazanır. Ama sonra yanındaki diğer çalışan fısır fısır bir şeyler söyledi, çocuğun yüzü düştü. Döndüm dedim ki: “Hayırdır aslanım, dedikodumu mu yapıyorsunuz? Valla eğer indirim yapmayacaksanız hiç yormayın çenenizi.” Mağaza bir anda buz kesti, sonra herkes gülmeye başladı. O gerginlik bir anda dağıldı. Bazen beklentiyi karşılamak için ilk adımı senin atman gerekiyor, duvarları senin yıkman gerekiyor. Ve inanın bana, biz bu konuda artık usta olduk.

Mecidiyeköy Geceleri ve Bitmeyen Gullüm

Gündüzü ayrı dert, gecesi ayrı bir alem buranın. Mecidiyeköy travestileri için gece, maskelerin düştüğü (gerçi bizim makyajlar asla düşmez, o ayrı) ve gerçek eğlencenin başladığı zamandır. Ama sanmayın ki her gece diskolarda kopuyoruz. Bizim en sevdiğimiz şey, ev oturmasıdır aslında.

Toplanırız bir arkadaşın evinde, yaparız kısırımızı, böreğimizi (evet, mutfakta da çok hamaratızdır, kimse eline su dökemez), başlarız sohbete. Konu yine döner dolaşır beklentilere gelir.

“Kız Hale, senin o geçen konuştuğun çocuk n’oldu?”
“Aman sorma, cimri çıktı. Bir çay ısmarladı, hesabı öderken elleri titredi. Ben de dedim, ‘Canım sen o parayla git kendine bir simit al da kan şekerin düşmesin’, kalktım geldim.”

İşte böyle, bizim kriterlerimiz bazen çok basittir. Cimrilik en büyük “turn-off” (soğuma sebebi) bizim için. Paragöz olduğumuzdan değil ha, yanlış anlamayın. Cömertlik gönül işidir. Gönlü zengin olmayanın cebi dolu olsa ne yazar? Mecidiyeköy’ün o gökdelenlerinin tepesinde oturan nice adamlar gördük, ruhları gecekonduda yaşıyor. Bizim aradığımız o samimiyet, o sıcaklık.

Gullümün Dibi ve Estetik Faciaları

Sohbet derinleştikçe konu illaki estetiğe gelir. Hangimiz neresini yaptırmış, hangi doktor daha iyi, kim kime benzemeye çalışırken maymuna dönmüş… Bu konuda da beklentilerimiz yüksek ama bazen sonuçlar hüsran olabiliyor.

Bir arkadaşımız, dudak dolgusu yaptıracağım diye merdiven altı bir yere gitmiş (uyarıyoruz dinlemiyor ki!). Ertesi gün bir geldi, tövbe estağfurullah, sanki arı kovanına kafa atmış! “Kız bu ne hal?” diyoruz, “Ay ödemdir o ödem, inecek” diyor. Yahu ne ödemi, bildiğin ördek olmuşsun! Gülmekten yerlere yattık. Ama işte, güzellik uğruna çekilen çile kutsaldır bizim için. Beklenti: Kylie Jenner, Gerçek: Vak vak amca. Neyse ki bir süre sonra düzeldi de rahatladık.

Bu anılar, bu yaşanmışlıklar bizi birbirimize bağlıyor. Mecidiyeköy’ün o gri beton yığınları arasında, biz rengarenk çiçekler gibi açıyoruz. Bazen soluyoruz, bazen kırılıyoruz ama her zaman yeniden yeşermeyi biliyoruz.

Sosyal Medya Fenomenliği ve “DM’den Yürüyenler”

Gelelim dijital dünyanın cilvelerine. Mecidiyeköy travestileri artık Instagram’da, TikTok’ta, Twitter’da (pardon X oldu o, alışamadım gitti). Beklentiler burada da “like” ve “yorum” üzerine kurulu.

Bir gün canlı yayın açtım, maksat muhabbet olsun. Biri yazmış: “Abla Mecidiyeköy’de trafik var mı?” Yahu ben trafik polisi miyim? İBB Trafik Radyosu muyum? “Var canım var,” dedim, “Hatta o kadar sıkışık ki, az önce bir martı havada asılı kaldı, ilerleyemiyor.” Millet koptu tabii. Bizim insanımız mizahı seviyor, biz de mizahın kendisiyiz zaten.

Ama bir de o DM kutusu… Ah o DM kutusu… Orası modern zamanların kara deliği. “Ayaklarını atar mısın?” diyen fetişistlerden tutun da, “Evlenmek istiyorum, annemle tanıştıracağım” diyen hayalperestlere kadar herkes orada. Beklentimiz ne peki? Sadece normal bir “Merhaba, nasılsın?” Belki biraz entelektüel bir sohbet. Hani “Son okuduğun kitap ne?” diye soran olsa, şoktan bayılabilirim sevinçten.

Ama yok, genelde konuşmalar şöyle ilerliyor:

  • Selam.
  • Selam.
  • Neredesin?
  • Mecidiyeköy.
  • Konum at.

Yahu bismillah! Bir hal hatır sor, bir havadan sudan konuş. Hemen konuma bağlama olayı. Sanki navigasyon cihazıyla flört ediyoruz. Biz duygusal kadınlarız ayol, biraz ruhumuzu okşayın önce!

Beklentiler Üzer ama Gullüm Güldürür

Toparlayacak olursak canlarım, Mecidiyeköy travestileri olarak hayattan beklentimiz aslında çok basit: Gülmek, eğlenmek, sevilmek ve saygı görmek. İstanbul’un bu keşmekeşinde, Mecidiyeköy’ün o bitmek bilmeyen gürültüsünde kendi sesimizi duyurmaya, kendi rengimizi belli etmeye çalışıyoruz.

Bazen üzülüyoruz, bazen “yeter artık bu şehri terk edeceğim” diyoruz ama ertesi gün yine Cevahir AVM’nin önünde buluşup kahkahaları patlatıyoruz. Çünkü biz buyuz. Biz hayatın ta kendisiyiz. Beklentilerimiz karşılanmasa da, biz kendi beklentimizi kendimiz yaratırız.

Eğer yolunuz bir gün Mecidiyeköy’e düşerse ve o kalabalığın içinde ışıl ışıl parlayan, kahkahasıyla sokağı inleten birini görürseniz, bilin ki o bizden biridir. Çekinmeyin, bir selam verin. Belki hayatınızın en eğlenceli 5 dakikasını geçirirsiniz. Ve unutmayın, beklentilerinizi düşük, topuklarınızı yüksek tutun! Hayat o zaman daha çekilebilir oluyor.

Hadi bakalım, klavyem yoruldu, çayım soğudu. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hepinizi o güzel yanaklarınızdan (ve tabii ki hijyenik bir mesafeden) öpüyorum. Kendinize iyi bakın, gullümle kalın!

Scroll to Top