İstanbul’un karmaşasında, o meşhur kaosun tam ortasında yaşayıp da bir şekilde görünmez olmayı başaran, ama aslında neon tabelalar kadar parlayan bir hayatı konuşacağız bugün. Evet, konumuz travesti hayatları. Hani şu filmlerde gördüğünüz, şarkılarda duyduğunuz ama “Ay komşu ne der?” diye konuşmaktan çekindiğiniz o renkli, bazen hüzünlü ama çoğu zaman kahkahası bol dünya.
Öyle akademik, sıkıcı, “Bakınız literatürde şöyledir” diye başlayan bir yazı bekliyorsanız, yanlış kapıdasınız şekerim. Burası bizim blogumuz, burada çayı demler, dedikodunun dibine vururuz. Hem de en samimi, en içten halimizle. Çünkü biliyoruz ki, dışarıdan bakıldığında korkutucu ya da “fazla” görünen o hayatlar, aslında içimizde, yan dairemizde, market sırasında hemen önümüzde.
Hazırsanız, kemerleri bağlayın demeyeceğim, topuklu ayakkabılarınızı giyin; çünkü biraz engebeli ama manzarası şahane bir yola çıkıyoruz.
Klişeler Dükkanı: Kapattık Şekerim!
Öncelikle şu kafamızdaki örümcek ağlarını bir temizleyelim. Travesti hayatları denince aklınıza ne geliyor? Sadece gece hayatı mı? Sadece “madam”lık müessesesi mi? Yoksa o meşhur “karanlık sokaklar” efsaneleri mi?
Bakın, İstanbul 20 milyonluk bir dev. Bu şehirde herkesin bir hikayesi var ve inanın bana, trans kadınların ya da kendini travesti olarak tanımlayan bireylerin hayatı, sadece o klişe film senaryolarından ibaret değil. Sabah kalkıp yumurtasını kıran, “Yine mi zam gelmiş elektriğe!” diye söylenen, kedisine mama arayan insanlarız biz.
Hani bazen duyarsınız, “Ay onlar gündüz uyur, gece yaşar.” Yahu vampir miyiz biz? Tamam, gece hayatını sevenimiz çoktur, yalan yok. Ama gündüzleri bankada sıra beklerken, pazarda domatesin iyisini seçmeye çalışırken de görebilirsiniz bizi. Yani o “gecelerin kraliçesi” imajı, hayatımızın sadece küçük bir parçası. Geri kalanında hepimiz, İstanbul’un o bitmeyen trafiğinde ömür tüketen fanileriz.
“Ama Çok Bağırıyorlar!” Efsanesi
Bir de şu var: “Travestiler çok gürültücü olur.” Ayol, sesimiz gür çıkıyorsa ne yapalım? Yıllarca susturulmaya çalışılan bir topluluğun ferdi olunca, insan bazen varlığını ispat etmek için sesini biraz yükseltmek zorunda kalıyor olabilir mi? Hem ne demişler, “Sesin çıkmıyorsa, şarkı söyle.” Biz de hayatı biraz müzikal tadında yaşıyoruz, fena mı?
Şaka bir yana, travesti hayatları dışarıdan görüldüğü gibi sürekli bir karnaval havasında geçmiyor. O kahkahaların ardında bazen çok ciddi mücadeleler, bazen de sadece “Akşama ne pişirsem?” derdi yatıyor. Ama biz gülmeyi seviyoruz, çünkü gülmek devrimci bir eylemdir; özellikle de İstanbul gibi insanı yoran bir şehirde.
İstanbul’un Sokaklarında Topuk Sesleri
İstanbul’da yaşamak zaten başlı başına bir ekstrem spor. Bir de üzerine trans kimliğinizle bu şehirde var olmaya çalışmak, Survivor’ın en zor parkuru gibi bir şey. Ama biz bu parkuru topuklu ayakkabılarla koşuyoruz, farkımız bu!
Mesela Beyoğlu’nun ara sokaklarında yürürken, bir yandan tarihin kokusunu içinize çekersiniz, bir yandan da yan gözle size bakan teyzelerin bakışlarını savuşturursunuz. O teyzeler ki, aslında içten içe “Kız o ruju nereden aldın, çok yakışmış” demek isterler ama mahalle baskısı işte, diyemezler. Biz de onlara en güzel gülümsememizi atarız. Çünkü travesti hayatları, aslında bir nevi halkla ilişkiler çalışmasıdır. Her gün, her an, insanlara “Bakın, biz öcü değiliz, biz de sizin gibi etten kemikteniz” deme sanatıdır.
Taksi Maceraları: Bir İstanbul Klasiği
Ah o taksiciler… İstanbul’da travesti hayatları konuşulacaksa, taksi maceralarını es geçmek olmaz. Taksicilerle ilişkimiz, aşk-nefret ilişkisinin en saf halidir. Biri durur, “Abla buyur nereye?” der, dünya tatlısıdır, yol boyunca memleketi kurtarırsınız. Diğeri durmaz, boş olduğu halde görmezden gelir. İşte o an, içimizdeki o Amazon kadını uyanır ama yine de sabır çekeriz.
Bir keresinde taksiye bindim, şoför amca aynadan bakıp bakıp duruyor. Sonunda dayanamadı, “Kızım sen sanatçı mısın?” dedi. “Evet amca,” dedim, “Hayat sanatçısıyım.” Adamcağız anlamadı ama olsun, o anki havalı duruşum bana yetti. İşte böyle küçük anlar, günün bütün stresini alıp götürüyor.
Aşk Meşk İşleri: Pembe Panjurlu Ev Hayali
Gelelim en merak edilen konuya: Aşk! Sanılanın aksine, travesti hayatları sadece flörtöz maceralardan ibaret değildir. Biz de aşık oluyoruz, biz de terk ediliyoruz, biz de o meşhur “Issız Adam”lara denk geliyoruz. Hatta belki sizden daha fazla denk geliyoruz, çünkü bizim havuzumuzda “meraklılar” diye bir kategori de var maalesef.
Ama aşk, her yerde aşktır. Kalp çarpıntısı, mide krampları, telefona bakıp “Niye yazmadı?” diye beklemeler… Bunların cinsiyeti, yönelimi yok. Bir trans kadının aşk acısı, Yeşilçam filmlerindeki o dramatik sahnelerden farksızdır. Tek farkı, biz ağlarken bile makyajımız akmasın diye dikkat ederiz (suya dayanıklı rimel sağ olsun).
“Evlenilecek Kadın” Olmak
Toplumun bize biçtiği roller bellidir. Ama biz o rolleri elimizin tersiyle itmeyi severiz. “Evlenilecek kadın” olmak ya da olmamak gibi bir derdimiz yok aslında. Biz, sevilecek insan olmak istiyoruz. Ve inanın, bizi gerçekten, olduğumuz gibi seven o kadar güzel adamlar var ki… Onlar, toplumun ne dediğine kulak asmadan, sadece kalplerinin sesini dinleyen kahramanlar.
Tabii arada çürük elmalar da çıkmıyor değil. Ama olsun, tecrübe hanesine yazıp geçiyoruz. Sonuçta her ayrılık, yeni bir başlangıcın habercisidir. Ve bizim başlangıçlarımız genelde kuaförde saç rengi değiştirmekle başlar!
Çalışma Hayatı: Podyumdan Ofise
Eskiden trans bireylerin iş bulması neredeyse imkansızdı. Şimdi durumlar biraz daha iyi olsa da hala almamız gereken çok yol var. Travesti hayatları denince akla hemen seks işçiliği geliyor, biliyorum. Bu bir gerçeklik, bunu inkar edecek değiliz. Birçok arkadaşımız, başka seçenek sunulmadığı için bu yola giriyor ve hayatını bu şekilde kazanıyor. Ve bu, onların tercihi ya da zorunluluğu; yargılamak kimseye düşmez.
Ama artık plazalarda topuk seslerimizi de duyabilirsiniz. Yazılımcı olanımız var, aşçı olanımız var, moda tasarımcısı olanımız, hatta avukat olanımız… Yani demem o ki, yeteneklerimiz sadece fiziksel görünüşümüzle sınırlı değil. Beynimiz de zehir gibi çalışıyor maşallah!
Mesela geçen gün bir arkadaşım, kurumsal bir şirkette işe başladı. İlk gün herkes biraz mesafeliymiş. Ama bizim kız, o tatlı dili ve şeytan tüyüyle öğle yemeğinde herkesi kahkahaya boğmuş. Şimdi ofisin neşe kaynağı. Önyargılar, tanışana kadardır şekerim. Tanışınca, o duvarlar bir bir yıkılır.
Mahalle Kültürü ve Komşuluk
İstanbul’un bazı semtleri, trans bireyler için güvenli limanlardır. Oralarda herkes birbirini tanır, kollar. Bakkal amca veresiye defterine adını “Bizim Kız” diye yazar, manav “Taze geldi ablam, sana ayırayım mı?” diye seslenir. İşte bu mahalle kültürü, travesti hayatları için bir nevi sığınaktır.
Ama bazen yeni taşındığınız bir apartmanda o “yabancı” bakışlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. İlk günlerde asansörde karşılaşılan o sessizlik, ölüm sessizliğinden beterdir. Ama bir gün elinizde bir tabak aşure ya da kek ile kapılarını çaldığınızda, o buzlar erimeye başlar.
“Ay komşu, sen de ne hamaratmışsın!” cümlesini duymak, bizim için Oscar ödülü almak gibidir. Çünkü o cümle, sadece kekin güzelliğini değil, “Seni kabul ettim” mesajını da taşır. Ve biz, kabul görmeyi çok severiz. Kim sevmez ki?
Estetik, Moda ve Olay Yaratan Değişimler
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, estetik bizim için bir yaşam biçimi. Ama öyle “her yerimi yaptırayım” deliliğinden bahsetmiyorum. Kendimizi en iyi hissettiğimiz, aynaya baktığımızda “İşte bu!” dediğimiz hale gelmek için verdiğimiz bir emek bu.
Hormon süreçleri, ameliyatlar, lazer epilasyon seansları… Bunlar travesti hayatlarının kamera arkasıdır. O pürüzsüz cildin, o dolgun dudakların arkasında ne acılar, ne paralar yatıyor biliyor musunuz? Ama sonuçta aynadaki görüntüye değiyor mu? Kesinlikle değiyor!
Moda derseniz, zaten genlerimizde var. Pazardan 50 liraya aldığımız bir elbiseyi öyle bir kombinleriz ki, gören “Milano Moda Haftası’ndan mı geldin?” der. Yaratıcılık bizim işimiz. Çünkü yoktan var etmeyi, azla yetinip çok görünmeyi hayat bize öğretti.
Yanlış Bilinenler Ansiklopedisi
Hadi gelin şu yanlış bilinenleri bir listeleyelim de tam olsun:
- “Hepsi aynı tornadan çıkmış gibidir.”
Yalan! Sarışını var, esmeri var, kısası var, uzunu var, balık etlisi var, sıskası var. Hepimiz biriciğiz, tıpkı parmak izlerimiz gibi. - “Çok tehlikelidirler, yanlarında bıçak taşırlar.”
Ayol ben tırnağım kırılsa üç gün yas tutuyorum, ne bıçağı? Bizim en keskin silahımız dilimizdir, onu da yerinde kullanırız. - “Hastalık bulaştırırlar.”
En büyük hurafe! Sağlık konusunda bizden daha titizini zor bulursunuz. Çünkü bedenimiz bizim tapınağımız. Düzenli kontrollerimizi de oluruz, vitaminimizi de alırız. Asıl ruhu hasta olanlardan korkun siz. - “Aileleri onları sevmez.”
Bu kısım biraz hüzünlü ama her zaman doğru değil. Evet, reddedilenlerimiz çok. Ama ailesiyle sarmaş dolaş olan, annesiyle altın gününe giden arkadaşlarımız da var. Sevgi, önyargıları yenebilen tek güçtür.
Gökkuşağının Altında Hepimize Yer Var
Uzun lafın kısası dostlar, travesti hayatları öyle uzaylı hikayeleri değil. Biz, İstanbul’un, Türkiye’nin, dünyanın bir rengiyiz. Belki biraz daha parlak, biraz daha simli bir rengiyiz ama sonuçta bu tablonun bir parçasıyız.
Korkacak, çekinecek, fısıldaşacak bir şey yok. Bir gün yolda karşılaşırsak, gözlerinizi kaçırmak yerine bir “Merhaba” deyin. O zaman göreceksiniz ki, o korktuğunuz “öteki”, aslında sizinle aynı şarkılara ağlayan, aynı fıkralara gülen, aynı gökyüzünün altında nefes alan biri.
Hayat çok kısa, önyargılarla vakit kaybetmeyelim. Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Hem belli mi olur, belki size makyaj tüyoları bile veririz!
Sevgiyle, aşkla ve bol simle kalın!



