travesti gül istanbul

Travesti Gül İstanbul’da: Boğaz’ın Serin Sularından Taksim’in Işıltılı Sokaklarına Bir Tatil Macerası

Size hayatımın en hem yorucu hem de en şahane tatilini anlatmaya geldim. Evet, doğru tahmin ettiniz, konumuz o dillere destan İstanbul! İnsan bu şehre bir kere ayak basmaya görsün, ya aşık oluyor ya da trafiğinden saç baş yoluyor. Ben ikisini birden yaşadım diyebilirim. Travesti Gül olarak bu koca metropolde topuklularımı tıkırdatarak gezdiğim günleri, yediğim içtiğim her şeyi ve başıma gelen komik olayları sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Hazırlık sürecinden başlayalım isterseniz. Valiz hazırlamak benim için hep bir kriz olmuştur. “Acaba gece serinler mi, bir şal alayım,” derken kendimi üç farklı boyutta kürk, yedi çift ayakkabı ve sayısız makyaj malzemesiyle cebelleşirken buldum. İstanbul bu, ne zaman ne giymen gerekeceği hiç belli olmaz. Bir bakmışsın Nişantaşı’nda kahve içiyorsun, bir bakmışsın Kadıköy sahilinde çekirdek çitliyorsun. Her duruma hazırlıklı olmak şart.

Uçaktan İniş ve O Meşhur İstanbul Trafiği

Sabiha Gökçen’e tekerlek değdiği an içimi bir heyecan kapladı. İstanbul’un o kendine has nemli, kalabalık ve enerjik havası yüzüme çarptı. Taksici abimizle imtihanım da tam burada başladı. Bavullarımı bagaja sığdırmaya çalışırken ettiğimiz sohbet, tüm tatilin fragmanı gibiydi. “Abla ne kadar çok eşyan var, temelli mi geldin?” diyen taksiciye, “Ay hayatım, güzellik kolay taşınmıyor, her an podyuma çıkacakmış gibi hazır olmalıyım,” cevabını verince arabada bir kahkaha tufanı koptu.

Yol boyunca İstanbul’un o bitmek bilmeyen trafiğiyle yüzleştik. Ama itiraf edeyim, radyoda çalan nostaljik şarkılar ve camdan izlediğim o devasa şehir manzarası sayesinde trafik bile gözüme o kadar batmadı. Travesti Gül, Boğaziçi Köprüsü’nden (ya da yeni adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden) geçerken o muazzam deniz manzarasını gördüğünde, “İşte,” dedi, “bütün o yorgunluğa değecek!”

Beyoğlu’nda İlk Gece: Işıklar, Sesler ve Islak Hamburger

Otelimi bilerek Beyoğlu’nda, kalbin tam attığı yerde seçtim. Otele yerleşip, şöyle güzel bir duş aldıktan sonra, akşam için hazırlanmaya başladım. Kırmızı rujumu sürüp, o çok sevdiğim siyah elbisemi üzerime geçirdiğimde kendimi adeta bir film yıldızı gibi hissediyordum. İstiklal Caddesi’ne adım attığım an o inanılmaz enerji beni içine çekti. Sokak müzisyenleri, kalabalığın uğultusu, kestane kebap kokuları… İstanbul seni her köşesinde ayrı bir duyguyla karşılıyor.

İlk akşam yemeğim, elbette çok lüks bir restoranda olmadı. Kendimi Taksim Meydanı’nda, o efsanevi büfelerin önünde buldum. Kızlar, o ıslak hamburgerin tadı hiçbir şeyde yok! Gecenin bir yarısı, topuklu ayakkabılarımın üzerinde dengede durmaya çalışırken iki tane ıslak hamburgeri mideye nasıl indirdiğimi sormayın. Üzerine içtiğim bol köpüklü ayranla geceye hazırdım.

Gece Hayatının Renkleri ve Sürpriz Karşılaşmalar

İstanbul gece hayatı dendiğinde sular durur. Arkadaşlarımın ısrarıyla kendimizi Harbiye tarafındaki popüler bir kulüpte bulduk. İçerisi o kadar kalabalıktı ki, iğne atsan yere düşmezdi. DJ’in çaldığı setler, ışık şovları derken kendimi müziğin ritmine bıraktım. Bir ara yan masadaki kız grubuyla göz göze geldik. İçlerinden biri beni tanıyıp, “Aaa, Travesti Gül değil mi bu?” diye bağırınca kendimi bir anda fotoğraf çekimi kuyruğunun ortasında buldum. İnsanların o samimi, içten sarılmaları, tatlı sohbetleri beni o kadar mutlu etti ki anlatamam.

O gece sabaha kadar dans ettik. Ayaklarımın ağrısından ağlayacak duruma gelsem de o kadar eğlendim ki, “Bir daha dünyaya gelsem yine aynı geceyi yaşarım,” dedim. Çıkışta ise ritüeli bozmadık ve işkembe çorbası içmeye gittik. Bol sarımsaklı, sirkeli bir çorba, bütün o yorgunluğu alıp götürüyor, benden söylemesi!

Boğaz’ın Sularında Bir Huzur Molası

Tatilin sadece koşturmaca ve gece hayatından ibaret olmadığını kanıtlamak için ertesi günümü kendime ayırdım. Sabahın erken saatlerinde, henüz şehir tam uyanmamışken Ortaköy’e indim. Kumpirimi alıp, denize karşı banklardan birine oturdum. Martıların çığlıkları, vapur düdükleri ve o iyot kokusu… İşte huzur tam olarak buydu.

Ardından bir Boğaz turuna katıldım. Teknede çayımı yudumlarken yalıları, sarayları ve İstanbul’un o eşsiz silüetini izlemek bana inanılmaz bir ilham verdi. O an kendi kendime, “Travesti Gül, sen bu hayatı yaşamayı biliyorsun,” diyerek hafiften bir gururlandım. Rehberin anlattığı tarihi hikayeler, rüzgarın saçlarımı dağıtması ve yanımda oturan tatlı teyzenin bana mandalina ikram etmesi… O kadar doğal ve güzel bir deneyimdi ki, bu şehri neden bu kadar sevdiğimi bir kez daha anladım.

Alışveriş Çılgınlığı: Nişantaşı vs. Kadıköy

Tabii ki İstanbul’a gelip de alışveriş yapmadan dönmek olmazdı. Bir günümü Nişantaşı’nın o şık butiklerine, diğer günümü ise Kadıköy’ün vintage mağazalarına ayırdım. Nişantaşı’nda vitrinlere bakarken kendimi ‘Sex and the City’ dizisinden fırlamış gibi hissettim. Abartılı aksesuarlar, tasarım elbiseler… Gözüm döndü resmen! Orada harika bir topuklu ayakkabı buldum, fiyatı biraz cep yakıyordu ama “Aman, dünyaya bir kere geliyoruz!” felsefesiyle kartı çektiverdim.

Kadıköy kısmı ise apayrı bir eğlenceydi. Bahariye Caddesi’ni turladıktan sonra ara sokaklardaki ikinci el dükkanlarına daldım. Orada bulduğum o deri ceket, resmen “Beni al Gül!” diye bağırıyordu. Satıcı çocukla girdiğimiz o tatlı pazarlık, günün en keyifli anlarından biriydi. Üzerine Moda sahilinde içtiğim Türk kahvesiyle günün yorgunluğunu attım. Anadolu Yakası’nın o daha sakin, daha samimi havası bana çok iyi geldi.

Veda Vakti Yaklaşırken

Günler o kadar hızlı geçti ki, dönüş biletine baktığımda inanamadım. İstanbul, insanı yoran ama aynı zamanda besleyen, enerjisini emen ama bir o kadar da yaşam sevinci veren bir şehir. Burada geçirdiğim her an, tattığım her lezzet ve tanıştığım her insan bana ayrı bir hikaye kattı.

Valizimi toplarken, geldiğimden daha mutlu ve huzurluydum. Birkaç kilo almış, ayaklarımda birkaç su toplamasıyla dönüyordum belki ama kalbim birbirinden güzel anılarla dolup taşmıştı. İstanbul, bana sadece bir tatil değil, aynı zamanda kendimi yeniden bulduğum bir kaçış sundu.

Eğer siz de hayatın koşturmacasından bunalıp bir nefes almak isterseniz, atlayın gelin bu şehre. Kendinize bir ıslak hamburger ısmarlayın, Boğaz’a karşı bir çay için ve sokaklarda kaybolmaktan korkmayın. Çünkü bazen en güzel maceralar, planlamadığınız anlarda başlar. Bir sonraki tatil rotamda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın!

Scroll to Top