Ben Travesti Sahra. Evet, adımı duyunca aklında hemen ışıklı İstanbul geceleri, topuk sesleri, kırmızı ruj, bol kahkaha ve biraz da “bu kadın kesin çok şey yaşamıştır” hissi canlanıyorsa, yanılmıyorsun canım. Yaşadım. Hem de öyle az buz değil. İstanbul’da insanın başına yalnızca yağmur, trafik ve zam gelmiyor; bazen kendisi de geliyor. Hem de çat kapı.
Benim hikâyem de biraz böyle başladı. Kendime doğru yürürken önce yanlış sokaklara girdim, sonra doğru insanlara denk geldim, sonra bazı insanlardan koşarak uzaklaştım. Arada saçımı yaktım, kalbimi kırdırdım, eyeliner’ı yamuk çektim ama yine de aynaya bakıp “Sahra, kız sen kolay kolay yıkılmazsın” demeyi öğrendim.
Bugün sana kendi ağzımdan hikâyemi anlatacağım. Öyle süslü püslü, fazla cilalanmış bir başarı masalı değil bu. İçinde İstanbul var, kalabalık var, yalnızlık var, kahkaha var, yanlış kararlar var, doğru sezgiler var. Bir de bolca ben varım: Travesti Sahra olarak, olduğum gibi.
İstanbul’a İlk Bakışım: Büyük Şehir, Büyük Ayna
İstanbul’a ilk geldiğim zamanı hatırlıyorum. O zamanlar içimde hem kocaman bir heyecan vardı hem de “ben şimdi bu şehirde kaybolursam beni kim bulacak?” paniği. İstanbul dışarıdan bakınca çok havalı durur. Boğaz, köprüler, ışıklar, tarihi sokaklar… Ama içine girince anlarsın ki bu şehir aynı anda hem sarılır hem de omzuna çanta gibi yük biner.
Benim için İstanbul, sadece bir şehir olmadı. Bir ayna oldu. Hem güzel yanlarımı gösterdi hem de sakladığım tarafları. Bazen Kadıköy’de yürürken kendimi özgür hissettim. Bazen Taksim’de kalabalığın içinde görünmez oldum. Bazen Beşiktaş’ta kahve içerken “tamam, hayat fena değil” dedim. Bazen eve dönerken içimden sadece “bugünlük bu kadar mücadele yeter” geçti.
Ama şunu öğrendim: İstanbul’da var olmak istiyorsan önce kendi sesini duymayı öğrenmen gerekiyor. Çünkü bu şehir çok gürültülü. Herkes konuşuyor. Herkes bir şey söylüyor. Kimi akıl veriyor, kimi yargılıyor, kimi bakıyor, kimi görmüyor. Ben de zamanla kendi içimdeki sesi büyüttüm.
O ses bana şunu dedi: “Sen Travesti Sahra’sın. Kimsenin dar kalıbına sığmak zorunda değilsin.”
Ben de sığmadım zaten. Zaten sığsam şaşardım, karakterim geniş canım.
Kendimi Bulma Sürecim: Önce Korktum, Sonra Alıştım, Sonra Parladım
Kendini bulmak kulağa çok romantik geliyor ama gerçek hayatta biraz karışık. Öyle bir sabah uyanıp “tamam, bugün kendim oluyorum” diyemiyorsun. Keşke o kadar kolay olsa. Ben denedim, sabah kahvesiz olmuyor.
Benim kendimi bulma sürecim yavaş yavaş oldu. Önce içimde bir şeylerin farklı olduğunu hissettim. Sonra bu farklılığı anlamaya çalıştım. Sonra ondan korktum. Sonra kaçtım. Sonra baktım, nereye kaçsam o duygu benimle geliyor. E madem öyle, dedim, bari yan yana yürüyelim.
Travesti kimliğimle barışmak benim için sadece dış görünüş meselesi değildi. Saç, makyaj, kıyafet elbette önemli. Allah var, güzel bir elbise bazen terapiden hızlı etki ediyor. Ama asıl mesele içimdeydi. Ben kimim? Ne istiyorum? Nasıl yaşamak istiyorum? İnsanların bakışından mı korkacağım, yoksa kendi hayatıma mı sahip çıkacağım?
İlk zamanlar çok çekindim. Sokakta yürürken bakışları sayardım. Biri dönüp baktı mı hemen içim sıkışırdı. Sonra fark ettim ki İstanbul’da herkes herkese bakıyor. Kimi meraktan, kimi alışkanlıktan, kimi de kendi sıkıntısından. Ben her bakışı üstüme alınmayı bıraktım.
Bir gün aynaya baktım. Saçımı yapmışım, makyajım yerinde, içimde garip bir sakinlik var. Kendime dedim ki: “Sahra, kızım, sen olmuşsun.” O an büyük bir sahne yoktu, alkış yoktu, fonda dramatik müzik çalmıyordu. Sadece ben vardım. Ve bu bana yetti.
Travesti Sahra Olmak: Bir İsimden Fazlası
İnsanlar bazen isimlerin sadece isim olduğunu sanır. Değil. Benim için Travesti Sahra, bir kimlik gibi. Bir yolculuğun adı. Yıllar içinde kurduğum, büyüttüğüm, savunduğum bir benlik.
Sahra ismini seçmemin de kendimce bir anlamı var. Sahra deyince aklıma genişlik geliyor. Uçsuz bucaksız bir alan. Sıcaklık var, gizem var, dayanıklılık var. Biraz da “kolay geçilmez” havası var, kabul edelim. Ben de hayatın bazı dönemlerinde tam öyle hissettim. İçimde geniş bir dünya vardı ama herkes o dünyaya giremezdi. Giren de ayakkabısını temizlesin zahmet olmazsa.
Travesti Sahra olmak, benim için sadece görünür olmak değil. Aynı zamanda kendi hikâyeme sahip çıkmak demek. Başkalarının benim adıma yazdığı cümleleri silip kendi cümlelerimi kurmak demek. Ben yıllarca insanların hakkımda ne düşüneceğini fazla önemsedim. Sonra baktım, onlar düşünüyor diye benim hayatım duruyor. Olacak iş değil.
Bugün adımı söylerken utanmıyorum. Saklanmıyorum. Kendi adıma, kendi sesimle, kendi kahkahamla varım. Elbette her gün güllük gülistanlık değil. Bazen yoruluyorum. Bazen içime kapanıyorum. Bazen “keşke insanlar biraz daha az yorum yapsa” diyorum. Ama yine de kendim olmaktan vazgeçmiyorum.
Çünkü insan kendinden vazgeçince, geriye çok az şey kalıyor.
İstanbul’da Travesti Olmak: Romantik Değil, Gerçek Bir Maraton
Şimdi açık konuşalım. İstanbul’da travesti olmak bazı insanların sandığı gibi sürekli ışık, makyaj ve eğlence değil. Evet, güzel anlar var. Harika dostluklar var. Kendini özgür hissettiğin sokaklar var. Ama bunun yanında zorluklar da var.
Bazen ev ararken yüzüne kapanan kapılar oluyor. Bazen iş görüşmesinde bakışlar değişiyor. Bazen takside gergin hissediyorsun. Bazen sokakta yürürken kendini daha dikkatli olmak zorunda buluyorsun. Bunları romantize etmeye gerek yok. Gerçek bu.
Ama ben İstanbul’u tamamen kötü anlatamam. Çünkü bu şehirde beni anlayan insanlarla da tanıştım. Bana aile gibi gelen dostlarım oldu. Bir masada oturup saatlerce güldüğüm, derdimi anlattığım, makyajımı düzelttiğim insanlar oldu. İstanbul bazen acımasızdır ama bazen de seni hiç beklemediğin yerden sarar.
Benim için en kıymetli şeylerden biri, kendi çevremi kurmak oldu. Çünkü herkesin seni anlamasını beklemek yorucu. Ama seni anlayan birkaç insan bulduğunda dünya biraz daha yaşanır hale geliyor. Ben de zamanla kendi küçük ama sağlam dünyamı kurdum.
Bu dünyada bol kahkaha var. Dramatik anlar da var tabii. Çünkü ben Sahra’yım, dramsız hayat biraz tuzsuz gelir. Ama dramı bile dozunda severim. Fazlası cildi yorar.
Güzellik, Bakım ve Ben: Aynayla Aramı Düzelttim
Bir dönem aynayla aram pek iyi değildi. Aynaya bakınca kusur arardım. Burnum şöyle mi, yüzüm böyle mi, saçım yeterince güzel mi, makyajım düzgün mü? İnsan kendine acımasız davranınca dünyanın geri kalanı ekstra mesai yapmasa da olur zaten.
Sonra öğrendim ki güzellik biraz da insanın kendine bakışında saklı. Bakım yapmayı seviyorum, evet. Güzel kokmayı, saçımı özenle yapmayı, kıyafet seçmeyi, ruj sürmeyi seviyorum. Ama bunları artık başkaları beni beğensin diye değil, ben kendimi iyi hissedeyim diye yapıyorum.
Benim bakım felsefem basit: cildine iyi bak, saçına fazla eziyet etme, su iç, uykunu almaya çalış ve en önemlisi içindeki cadıyı dengede tut. Çünkü insanın enerjisi yüzüne vuruyor. Üç gün uykusuz kalıp üstüne herkese sinirlenirsen en pahalı fondöten bile “ben bu savaşa girmem” der.
Travesti Sahra olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Kendine bakmak lüks değil, ihtiyaç. Hele İstanbul gibi insanı sabah ayrı, akşam ayrı sınayan bir şehirde yaşıyorsan, kendine ayırdığın küçük zamanlar hayat kurtarıyor.
Bazen bir duş, temiz bir saç, hafif bir makyaj ve güzel bir parfüm insanın bütün modunu değiştiriyor. İçinden “tamam, bugün de sahne benim” diyorsun. Sahne dediğim de bazen market sırası oluyor ama olsun. İnsan şıklığını bakkala da taşımalı.
İlk Büyük Cesaretim: Sokakta Kendim Gibi Yürümek
Hayatımda unutamadığım anlardan biri, İstanbul sokaklarında ilk kez gerçekten kendim gibi yürüdüğüm gündü. Öyle abartılı bir gün değildi. Ne özel bir davet vardı ne de büyük bir plan. Sadece hazırlanmıştım ve dışarı çıkacaktım.
Kapının önünde birkaç saniye durdum. Kalbim hızlı atıyordu. İçimden bin tane düşünce geçti. “Bakarlar mı? Laf ederler mi? Ya biri kötü davranırsa?” Sonra bir anda kendime kızdım. “Sahra, sen bu kadar hazırlandın, şimdi kapıyla mı flört edeceksin?” dedim.
Çıktım.
İlk adımlar biraz gergindi. Sonra yürüdükçe açıldım. Birkaç kişi baktı, evet. Bir teyze uzun uzun süzdü. İçimden “teyze kombinimi mi beğendin, karakter analizi mi yapıyorsun?” dedim. Sonra güldüm. O an fark ettim ki mizah benim zırhım olmuş. Her şeyi şakaya vurmak değil bu. Acıyı hafifletmeyi bilmek.
O gün eve döndüğümde çok yorgundum ama mutluydum. Çünkü küçük gibi görünen bir şeyi başarmıştım. Kendi bedenimle, kendi tarzımla, kendi adımla dışarıda var olmuştum. Bunu yaşamayan birine anlatması zor olabilir. Ama benim için o gün bir dönüm noktasıydı.
Bazen özgürlük, büyük sloganlarda değil; sokakta başın dik yürüyebilmektedir.
Dostluklarım: Seçilmiş Aile Diye Bir Şey Var
Ben aile kavramını zamanla yeniden öğrendim. Kan bağı önemli olabilir ama insanı her zaman kan bağı iyileştirmiyor. Bazen seni gerçekten gören, anlayan, yanında duran insanlar aileden daha aile oluyor.
İstanbul’da kurduğum dostluklar bana çok şey öğretti. Birlikte ağladığımız da oldu, sabaha kadar güldüğümüz de. Bazen birbirimizin makyajını yaptık, bazen kalbini topladık. Biri kötü bir gün geçirdiğinde çay koyduk, biri iyi haber aldığında sevinçten evi ayağa kaldırdık.
Benim dostlarım arasında öyle insanlar var ki, bir bakışımdan moralimin bozuk olduğunu anlar. “Sahra, anlat” der. Ben de önce “yok bir şey” derim tabii. Çünkü dramatik giriş yapmadan derdimi anlatamıyorum. Sonra anlatırım. Onlar dinler. Bazen çözüm bulurlar, bazen sadece yanımda dururlar. Bazen de “kızım sen de abartmışsın” diyerek beni kendime getirirler. Böyle dost candır.
Travesti Sahra olarak en büyük şanslarımdan biri, seçilmiş ailemi bulmak oldu. Çünkü bu hayatta herkes seni alkışlamayacak. Herkes anlamayacak. Ama birkaç kişi gerçekten yanında duruyorsa, insan daha güçlü yürüyor.
Aşk Meselesi: Kalp Var, Akıl Bazen Tatilde
Aşk konusuna gelince… Ah canım, burada biraz oturalım. Çünkü aşk benim hayatımda hem öğretmen oldu hem komedyen. Bazen çok güzel şeyler yaşadım, bazen de “Sahra, sen bunu nasıl görmedin?” dediğim anlar oldu.
Travesti bir kadın olarak aşk yaşamak bazen daha karmaşık olabiliyor. Çünkü karşına çıkan herkes seni olduğun gibi sevmeye hazır olmuyor. Kimisi seni gizlemek istiyor. Kimisi cesur görünür ama iş ciddiye binince ortadan kaybolur. Kimisi çok güzel konuşur ama davranışları altyazısız yabancı film gibi; hiçbir şey anlaşılmaz.
Ben zamanla şunu öğrendim: Beni saklayan bir sevgi, bana iyi gelmez. Beni yarım seven biriyle tam bir hayat kurulmaz. Ben artık birinin hayatında dipnot olmak istemiyorum. Ana metin olmak istiyorum. Hatta mümkünse kalın puntolu.
Aşk güzel şey, evet. Ama insan önce kendini sevmeyi öğrenmeyince yanlış sevgilere çok kolay razı oluyor. Ben de zamanında razı oldum. Sonra bedelini ödedim. Şimdi daha dikkatliyim. Kalbim hâlâ yumuşak ama kapısında güvenlik var. Öyle herkes içeri giremiyor.
Sahra’nın Mizahı: Gülmezsem Çatlarım
Ben hayatım boyunca mizahı çok sevdim. Çünkü bazı şeyler var, ağlasan bitmiyor. Gülünce en azından nefes alıyorsun. Ben de güldüm. Kendime de güldüm, hayata da güldüm, İstanbul’un bitmeyen sürprizlerine de güldüm.
Mesela bir gün çok özenerek hazırlanmışım. Saçlar tamam, makyaj tamam, kıyafet tamam. Dışarı çıktım, beş dakika sonra İstanbul klasiği: aniden yağmur. Şemsiye yok. Saçlar başka bir evrene geçti. Makyaj direniyor ama zor durumda. O an sinirlensem ne olacak? Gökyüzü benden özür dilemeyecek. Ben de kahkaha attım. Dedim ki “Sahra, bugün doğal afet konseptindesin.”
Mizah bana güç verdi. İnsanların kırıcı sözlerini bazen mizahla savuşturdum. Zor günleri mizahla yumuşattım. Ama bu demek değil ki her şeyi hafife alıyorum. Tam tersine, bazı şeyleri çok derinden hissediyorum. Sadece kendimi karanlığa tamamen teslim etmek istemiyorum.
Benim kahkaham biraz isyan, biraz şifa, biraz da “beni kolay kolay yenemezsiniz” demek.
İstanbul Semtleri ve Benim Küçük Anılarım
İstanbul’un her semti bende başka bir iz bıraktı. Kadıköy bana rahat nefes almayı öğretti. Orada yürürken sanki herkes biraz kendi halinde, biraz özgür, biraz da “kimse kimseye karışmasın” modunda. Bu bana iyi geliyor.
Taksim bana kalabalığı öğretti. Hem güzelliğini hem zorluğunu. Orada çok anım var. Bazıları komik, bazıları hüzünlü. Ama Taksim’in bende hep ayrı bir yeri olacak. Çünkü orada hem kayboldum hem de kendimi buldum.
Beşiktaş bana günlük hayatın sıcaklığını verdi. Çay, kahve, deniz havası, sokak telaşı… Bazen sadece oturup insanları izlemek bile iyi gelir. İstanbul’da insan izlemek başlı başına dizi gibi zaten. Her köşede yeni bölüm.
Nişantaşı ise bana şıklığın tek başına yetmediğini öğretti. Güzel giyinmek harika ama insanın içi boşsa kombin de bir yere kadar. Ben hep şunu sevdim: şıklıkla samimiyet yan yana olunca gerçek etki ortaya çıkıyor.
Travesti Sahra olarak İstanbul’da yürüdüğüm her sokak bana biraz daha cesaret verdi. Bazen zorladı, bazen güldürdü, bazen yordu. Ama hepsi beni bugünkü halime getirdi.
Kendime Verdiğim Sözler
Bir noktadan sonra kendime bazı sözler verdim. Çünkü insan kendine söz vermeden başkalarının sözlerine fazla bel bağlıyor. Ben de dedim ki:
Kendimi küçültmeyeceğim.
Beni anlamayanlara kendimi parçalayarak anlatmayacağım.
Sevgi için görünmez olmayacağım.
Güzelliğimi sadece dış görünüşe sıkıştırmayacağım.
Kahkahamı kısmayacağım.
Kendi hikâyemi başkasının ağzından dinlemeyeceğim.
Bu sözleri her zaman kusursuz tutuyor muyum? Hayır. Ben de insanım. Bazen eski alışkanlıklar geri geliyor. Bazen fazla düşünüyorum. Bazen canım sıkılıyor. Ama artık kendime dönüş yolunu biliyorum.
Bu da büyük bir şey.
Travesti Sahra Olarak Bugün Nerede Duruyorum?
Bugün kendime daha yakınım. Bu cümle basit ama benim için çok değerli. Eskiden kendimden kaçardım. Şimdi kendimle oturup kahve içebiliyorum. Hatta bazen dedikodu bile yapıyoruz, aramız iyi.
Travesti Sahra olarak hayatımın hâlâ öğrenme dönemindeyim. Her şeyi çözmüş gibi konuşamam. Zaten her şeyi çözdüğünü söyleyenlerden biraz şüphelenirim. Hayat dediğin şey sürekli değişiyor. İnsan da değişiyor. Ben de değişiyorum.
Ama artık değişmekten korkmuyorum. Çünkü değişmek, kaybolmak demek değil. Bazen daha çok kendin olmak demek. Ben de yıllar içinde daha sahici, daha güçlü, daha neşeli bir Sahra oldum.
Hâlâ kırıldığım oluyor. Hâlâ bazı bakışlar canımı sıkıyor. Hâlâ bazı günler yorgun uyanıyorum. Ama artık bütün bunların beni tanımlamasına izin vermiyorum. Ben sadece yaşadığım zorluklardan ibaret değilim. Ben kahkahamım, tarzımım, aklımım, kalbimim, direncimim.
Ve evet, biraz da rujumum. Ruj önemli.
Benim Hikâyemden Sana Kalan
Eğer bu yazıyı okuyorsan ve sen de kendin olmaya çalışırken zorlanıyorsan, sana şunu söylemek isterim: yalnız değilsin. Belki yollarımız farklı, hikâyelerimiz farklı, yaralarımız farklı. Ama insanın kendini bulma çabası çok tanıdık bir his.
Kendini hemen sevmek zorunda değilsin. Hemen cesur olmak zorunda değilsin. Hemen güçlü görünmek zorunda değilsin. Bazen sadece günü atlatmak bile başarıdır. Bazen aynaya bakıp kaçmamak bile büyük adımdır. Bazen “ben de varım” demek, insanın hayatında yeni bir sayfa açar.
Ben Travesti Sahra olarak kendi yolumda çok tökezledim. Ama her seferinde kalkmayı öğrendim. Kalkarken de mümkünse saçımı düzelttim. Çünkü hayat insanı yere düşürebilir ama dağınık kalkmak zorunda değiliz.
İstanbul bana çok şey öğretti. Sert olmayı, yumuşak kalmayı, seçmeyi, vazgeçmeyi, gülmeyi, susmayı, konuşmayı… En çok da kendimden utanmamayı öğretti. Bugün hikâyemi anlatabiliyorsam, bu biraz da o uzun yolun hediyesi.
Ben Sahra, Hikâyem Devam Ediyor
Benim hikâyem bitmedi. Zaten iyi hikâyeler hemen bitmez. Yeni sokaklar, yeni insanlar, yeni kahkahalar, yeni dersler var önümde. Belki yine yanılacağım, belki yine çok güleceğim, belki yine İstanbul trafiğinde içimden şiir değil başka şeyler geçecek. Ama artık biliyorum: ben kendimle birlikte yürüdükçe yol daha anlamlı.
Travesti Sahra sadece bir isim değil benim için. Bir varoluş, bir cesaret, bir kahkaha, bir duruş. İstanbul’un kalabalığında kendi sesimi kaybetmeden yaşamaya çalışıyorum. Bazen yüksek topukla, bazen spor ayakkabıyla, bazen makyajlı, bazen yorgun ama hep kendim olarak.
Ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Hayat beni kolay büyütmedi ama güzel büyüttü. Biraz kırdı, biraz yoğurdu, biraz parlattı. Ben de ortaya böyle çıktım işte. Kusursuz değilim, ama sahiciyim. Yorulurum ama vazgeçmem. Ağlarım ama sonra mutlaka gülerim.
Çünkü ben Sahra’yım canım. İstanbul beni sınadı, ben de ona eyeliner çektim.



