Konumuz, hepimizin içini ısıtan, yüzünde hafif bir tebessüm yaratan o meşhur travesti nostalji rüzgarları. İnce belli bardaktaki demli kaçak çaylarınız hazırsa, hemen koltuklarınıza yerleşin. Çünkü bugün, telefon ekranlarına sıkışıp kaldığımız şu renksiz günlerden biraz uzaklaşıyoruz. Sizi alıp, İstanbul’un o buram buram saç spreyi ve ağır parfüm kokan, neon ışıklarının göz aldığı o şaşalı altın yıllarına götüreceğim.
Hani eski Türk filmlerinde o gazino sahneleri vardır ya, herkes jilet gibidir, etrafta bir asalet dolaşır. İşte İstanbul’un o eski gece hayatı da bizim camia için tam olarak öyleydi. Şimdiki gibi “iki filtre atıp Instagram’a atayım” derdi yoktu. Eğlencenin dibine vurmak, topuklu ayakkabının hakkını vermek ve sabaha karşı o makyajla bile bir star gibi yürümek vardı.
Bu yazıda, Beyoğlu’nun o bitmek bilmeyen enerjisini, Şişli’nin ağırbaşlı ama bir o kadar da şen şakrak gecelerini konuşacağız. Eskinin o vatkalı ceketlerine, simli farlarına ve elbette efsaneleşmiş figürlerine selam çakacağız. Eğer siz de o günleri özleyenlerdenseniz ya da “Aman neymiş bu eski geceler” diyerek merak edenlerdenseniz, kemerlerinizi bağlayın. Gece başlıyor!
Beyoğlu’nun Altın Çağı ve O Yankılanan Topuk Sesleri
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Beyoğlu demek bir zamanlar İstanbul’un kalbi demekti. İstiklal Caddesi’nde yürümek sıradan bir eylem değil, adeta bir podyum yürüyüşüydü. O zamanlar herkes birbirini tanır, kimse kimsenin gözüne bön bön bakmazdı. Travesti nostalji dendiğinde akla ilk gelen o Arnavut kaldırımları, bizim kızların o incecik stiletto’larla nasıl sekmeden yürüdüğüne şahit olmuştur.
Sıraselviler’den aşağı doğru süzülürken o havaya kalkan saçlar, rüzgarda savrulan şallar birer imza gibiydi. Eski kulüplerin kapılarında bekleyen o devasa güvenlik görevlileri bile kızları gördüğünde ceketinin düğmesini iliklerdi. Neden mi? Çünkü saygı vardı tatlım! Eğlencenin bir adabı, geceye çıkmanın bir ritüeli bulunurdu.
Sıraselviler’de Yürümek Bir Sanattı
Düşünün, üzerinizde payetli bir elbise var. Saçlar o dönemin modasına uygun olarak krepeli, kabarık. Dudaklarda asla silinmeyen o bordo rujlar. İşte Sıraselviler Caddesi, bu kusursuz görünümlerin sergilendiği bir açık hava müzesi gibiydi. Her köşe başında bir tanıdığa rastlanır, “Ay kız ne haber?” çığlıkları gecenin sessizliğini bıçak gibi keserdi.
O zamanlar herkesin bir yürüyüş stili vardı. Kimi kalçasını savurarak ağır ağır yürür, kimi ise sanki peşinde alacaklısı varmış gibi hızlı ama bir o kadar da zarif adımlar atardı. Kaldırım taşlarına takılıp düşmek mi? Asla! Fizik kurallarına meydan okuyan o topuklular, adeta kızların bir uzvu haline gelmişti.
Efsanevi Kulüpler ve Kapıdaki Maceralar
Gelelim o meşhur kulüplere. Şimdiki gibi elektronik müziğin beynimizi tırmaladığı, kimsenin kimseyi duymadığı mekanlar değildi bunlar. İçeri girdiğiniz an sizi bir Türkçe pop rüzgarı ya da o dönemin en damar arabesk şarkıları karşılardı. Kapıda yaşanan o tatlı atışmalar ise gecenin ilk eğlencesiydi.
“Ayol beni nasıl tanımazsın, ben geçen hafta buranın barını yıktım!” diye başlayan cümleler, genellikle güvenlik şefinin bir kahkahası ve kapıların sonuna kadar açılmasıyla son bulurdu. İçerideki o sigara dumanı ve ağır parfüm kokusunun birbirine karıştığı o puslu hava, travesti nostalji anılarının en canlı sahnesidir. Mekanlarda herkes birbiriyle kaynaşır, tanımadığınız bir masadan size anında bir kadeh şampanya yollanırdı. Çünkü dedik ya, samimiyet o zamanlar bedavaydı.
Şişli’nin Ağırbaşlı Ama Kıpır Kıpır Hali
Beyoğlu ne kadar avam ve halkın içine karışmışsa, Şişli de o kadar “elit” görünmeye çalışırdı. Ama gelin görün ki, kapalı kapılar ardında Şişli geceleri çok daha çılgın, çok daha dedikodu doluydu. Harbiye’den Pangaltı’ya uzanan o hat, gecenin ilerleyen saatlerinde bambaşka bir kimliğe bürünürdü.
Şişli’deki o eski evlerin yüksek tavanlı salonlarında yapılan ev partilerini unutmak mümkün mü? O partilere katılmak için resmen torpil gerekirdi. Kimin kiminle flört ettiği, kimin hangi elbiseyi kime diktirdiği hep bu salonlarda konuşulur, ertesi gün bütün camiaya yayılırdı. Şişli, travesti nostalji dünyasının adeta haber ajansı gibi çalışırdı.
Vatkalı Ceketler ve Dev Peruklar
Moda dedik ya, o yılların modası akıllara zarar cinstendi. Zannedersiniz herkes her an bir podyuma fırlayacak. O vatkalı ceketler, omuzları o kadar geniş gösterirdi ki, kapılardan yan geçmek zorunda kalırdı kızlar. Hele o peruklar! Saç spreylerinin ozon tabakasını deldiği o yıllarda, bir peruğu kafaya sabitlemek ayrı bir mühendislik harikasıydı.
“Kız o peruk kafandan uçmasın?” diyenlere, “Tatlım ben buna üç kutu sprey sıktım, fırtına çıksa yerinden oynamaz!” diye verilen cevaplar, o günlerin en sıradan diyaloglarıydı. Şişli’nin o geniş caddelerinde rüzgara karşı o dev peruklarla yürümek, başlı başına bir şovdu. Makyajlar da bir o kadar iddialıydı; simsiz sokağa çıkmak neredeyse suç sayılırdı.
Taksicilerle Dönüş Yolu Sohbetleri
Gecenin en güzel kısımlarından biri de o meşhur sarı taksilerle yapılan dönüş yolculuklarıydı. Taksici abilerimiz o zamanlar daha bir babacandı sanki. Arabaya bindiğiniz an, radyoda çalan Müslüm Gürses eşliğinde inanılmaz derin muhabbetler başlardı.
“Abla siz de ne geziyorsunuz be!” diye takılan taksiciye, “Ayol gençlik elden gidiyor, şimdi gezmeyip de ne zaman gezeceğiz!” diye yapıştırılan o esprili cevaplar, yolun nasıl bittiğini unuttururdu. Hatta bazen taksici abiyle dertleşilir, aşk acıları paylaşılır, inmeden önce “Abi üstü kalsın” denerek o janti tavır korunurdu. İşte bu küçücük anlar bile, bugünün travesti nostalji sohbetlerinin en değerli parçalarıdır.
Travesti Nostalji: O Efsane İsimler Nerede Şimdi?
Eski gecelerden bahsedip de o dönemin efsane isimlerini anmamak olmaz. Onlar sadece birer gece kuşu değil, aynı zamanda bu şehrin eğlence kültürüne yön veren birer ikondular. Gittikleri her mekana kendi kurallarını koyan, bir bakışıyla ortamı susturan o kraliçeler…
Bugün dönüp baktığımızda, o isimlerin birçoğunun adını dudaklarımızda bir tebessümle anıyoruz. Kimi köşesine çekilip sakin bir hayatı seçti, kimi maalesef aramızdan ayrıldı. Ama onların bıraktığı o şen şakrak miras, İstanbul sokaklarında hala yankılanmaya devam ediyor.
Gecenin Gerçek Kraliçeleri
Hani bazı insanlar vardır, ismini söylemeye gerek duymazsınız, sadece “O” dersiniz ve herkes anlar. İşte o dönemin kızları tam da böyleydi. Mekana girdiklerinde müzik bile sanki bir saniye duraklar, onlara yol verirdi. Kıyafetleri, tavırları ve en önemlisi o efsanevi dobralıklarıyla ortalığın tozunu attırırlardı.
Bir tartışma çıktığında kimse kavgaya tutuşmaz, sadece o okkalı laflardan biri söylenir ve karşı taraf yerin dibine girerdi. “Tatlım sen o rüküş elbiseyle benimle laf yarıştıramazsın, önce git bir aynaya bak!” sözü, muhtemelen o yılların en çok can yakan silahıydı. Bu zeka dolu diyaloglar, gece hayatının en büyük eğlencesiydi.
Çorbacıda Kapatılan Geceler
Ve elbette her güzel gecenin bir sonu, her travesti nostalji hikayesinin o meşhur final mekanı vardır: Çorbacılar! Sabaha karşı işkembecide buluşmak, o dönemin yazılı olmayan kuralıydı. Mekanlardan dağılan kalabalık, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte soluğu o dumanı tüten kaselerin başında alırdı.
O kusursuz makyajların hafiften aktığı, takma kirpiklerin yavaş yavaş göz kapaklarına ağır geldiği o saatlerde, en gerçek dostluklar kurulurdu. Masadan masaya laf atılır, gecenin kritiği yapılır, “O çocuk kime baktı?”, “Kızın elbisesi ne kadardı?” gibi hayati meseleler o bol sarımsaklı sirkeli masalarda çözülürdü. Çorbacı esnafı da duruma o kadar alışıktı ki, siparişi alırken “Ablalarıma bol taneli olsun” diyerek o samimiyete ortak olurdu.
O Güzel Günlerin Ardından Kalanlar
Zaman akıp geçiyor, İstanbul değişiyor, mekanlar kapanıp yenileri açılıyor. Şimdiki gece hayatı belki daha teknolojik, daha hızlı olabilir ama o eski günlerin ruhunu yakalamak çok zor. Bizim anlattığımız bu travesti nostalji hikayeleri, sadece eski kıyafetlere veya mekanlara duyulan bir özlem değil. Bu özlem, o samimiyete, o korkusuzca atılan kahkahalara ve en önemlisi insanların birbirine duyduğu o tuhaf ama güçlü bağa duyulan özlemdir.
Eğer sizin de o yıllara dair, Beyoğlu’nun arka sokaklarında ya da Şişli’nin bir ev partisinde yaşadığınız komik, duygusal ya da absürt anılarınız varsa, anı sandığını açmanın tam vakti. Çünkü bu hikayeler anlatıldıkça o sokaklar tekrar renkleniyor, o topuk sesleri kulağımızda yeniden yankılanıyor.
Unutmayın, o eski güzel günler belki geride kalmış olabilir ama anılarımız hala ilk günkü gibi taze ve payetli! Siz de bu nostalji rüzgarına katılın, yorumlarda o eski güzel günleri birlikte yâd edelim. Geceniz hep parlak, kahkahanız hep bol olsun!



