Bu yazıda, sıradan bir İstanbul Esenyurt travesti hikayesi anlatmayacağım. Zaten Deniz’in olduğu yerde “sıradan” kelimesi, ancak bir fıkra konusu olabilir. Onun renkli dünyasına dalacağız, topuklu ayakkabılarının üzerinde nasıl dimdik durduğunu, hayatın getirdiği limonlardan nasıl muhteşem bir limonata (hatta belki bir kokteyl) yaptığını göreceğiz. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü bol kahkahalı, birazcık dedikodulu ve bolca samimiyet dolu bir Esenyurt macerasına çıkıyoruz!
Esenyurt semalarına adını altın harflerle değil, pırıltılı simlerle yazdırmış bir kraliçe: Deniz! Hani derler ya, “Her semtin bir delisi vardır,” diye. İşte Esenyurt’un delisi değil, en tatlı, en şen şakrak, en olay kadınıdır Deniz. Eğer yolunuz bir gün bu taraflara düşerse ve kahkahasıyla kilometrelerce öteden tanınan, enerjisiyle bütün mahalleyi aydınlatan birini görürseniz, bilin ki o, bizim Deniz’dir.
Esenyurt’un Beton Grisine İnat, Gökkuşağı Gibi Bir Kadın
Esenyurt! Kimileri için sadece beton yığınlarından, bitmek bilmeyen inşaatlardan ve kalabalıktan ibaret bir yer. Ama biz biliriz ki, her betonun çatlağında bir çiçek açar. İşte Deniz, Esenyurt’un o en güzel, en arsız çiçeği. Onu ilk nerede mi gördüm? Tabii ki en olmayacak yerde! Bir sabahın köründe, fırından yeni çıkmış sıcacık simit kokusuyla uyanan mahallede, Deniz’i topuklularının üzerinde, elinde pazar arabasıyla gördüm. Ama ne araba! Simlerle, pullarla, renkli kurdelelerle süslenmiş, sanki birazdan podyuma çıkacak bir sanat eseri gibi.
O an anladım ki, bu kadın bu semte fazlaydı. Ya da belki de tam olarak bu semt içindi. Çünkü Deniz, Esenyurt’un o koşturmacalı, bazen yorucu ama her zaman capcanlı ruhunu tam anlamıyla yansıtıyordu. Onun için hayat bir sahne ve o, her gününü prömiyer gecesi gibi yaşıyor. Markete giderken bile sanki kırmızı halıda yürüyor. Bu yüzden İstanbul Esenyurt travesti denilince akla ilk onun gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. O, sadece varlığıyla bile etrafına neşe saçan, en karamsar anınızda bile sizi bir lafıyla güldürebilen o nadir insanlardan.
Deniz’le Bir Kahve Molası: “Hayat Dediğin Üç Perdelik Oyun, Canım!”
Deniz’le bir araya gelip iki lafın belini kırmak, adeta bir terapi seansı gibidir. Geçenlerde mahallemizin o meşhur, masaları her daim dolu kafesinde buluştuk. Ben sade kahvemi yudumlarken, o her zamanki gibi “bol köpüklü, az şekerli, bol dedikodulu” kahvesini istemişti. Daha ben “Nasılsın?” demeye kalmadan o başladı anlatmaya:
“Ayol sorma, dün gece yine bir macera yaşadım. Biliyorsun bizim üst komşu teyze, o meraklı Melahat. Gece yarısı kapımı çaldı. ‘Deniz kızım, senin evden tıkırtılar geliyor, hırsız mı girdi yoksa?’ dedi. Dedim, ‘Yok Melahat teyze, hırsız değil, sadece dün aldığım yeni topuklularımla evin içinde catwalk provası yapıyorum. Malum, yarın markete gideceğim, hazırlıklı olmak lazım!’ Kadıncağızın yüzündeki ifadeyi görmen lazımdı. Sanırım artık geceleri duyduğu tıkırtıların kaynağını öğrendi ve bir daha rahatsız etmez.”
İşte Deniz böyle biridir. En sıradan olayı bile bir komedi filmine çevirebilir. Onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Hayata bakışı o kadar pozitif, o kadar enerjiktir ki, yanından ayrıldığınızda kendinizi yenilenmiş hissedersiniz. Ona göre hayat, ciddiye alınmayacak kadar kısa ve eğlenilmeyecek kadar uzun bir macera. “Hayat dediğin üç perdelik oyun, canım,” der her zaman. “Birinci perdede ne olduğunu anlamazsın, ikinci perdede bol bol ağlar, güler, düşer kalkarsın. Üçüncü perdede ise bir bakmışsın final. E o zaman ne duruyorsun? Çık sahneye, oyna oyununu! Alkışlayan da olur, yuhalayan da. Sen yeter ki keyfine bak.” Bu felsefesiyle, sadece bir İstanbul Esenyurt travesti olarak değil, bir yaşam koçu olarak da hizmet veriyor adeta.
Topukluların Ardındaki Güçlü Kadın: Deniz’in Hikayesi
Elbette Deniz’in hayatı her zaman kahkahalar ve parıltılarla dolu değil. O pırıltılı dünyanın, o şen şakrak kahkahaların ardında, zorluklarla dolu bir geçmiş ve inanılmaz bir mücadele hikayesi var. Her travesti gibi o da toplumun dayattığı normlarla, önyargılarla ve anlamsız bakışlarla savaşmak zorunda kalmış. Ama onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik, bu savaşta silah olarak nefreti değil, mizahı ve sevgiyi seçmesi.
Bir keresinde ona sormuştum, “Deniz, hiç yorulmuyor musun bu kadar güçlü durmaktan?” diye. Gözlerindeki o bir anlık buğuyu asla unutamam. Sonra o meşhur kahkahasını patlattı ve dedi ki:
“Yorulmaz olur muyum şekerim? Bazen o topuklular sadece ayaklarımı değil, ruhumu da acıtıyor. Ama sonra aynaya bakıyorum. Gördüğüm o kadını seviyorum. O kadın olmak için çok bedel ödedim. Şimdi o kadının omuzlarını düşürmesine izin verir miyim hiç? Vermem! O yüzden sabah kalktığımda önce en kırmızı rujumu sürerim, sonra en parlak gülümsememi takarım yüzüme. Dışarıdaki dünyaya ‘Ben buradayım ve hiçbir yere gitmiyorum!’ demenin en güzel yolu bu. Bazen insanlar laf atar, tuhaf tuhaf bakar. Eskiden üzülürdüm, şimdi gülüyorum. Diyorum ki, ‘Ah canım, hayatın ne kadar renksiz ki benim renklerim gözünü alıyor.’ Onlara acıyorum aslında.”
Deniz’in bu sözleri, aslında İstanbul Esenyurt travesti camiasının ne kadar güçlü ve dirençli olduğunun bir kanıtı. Onlar sadece var olmuyorlar; varlıklarıyla, duruşlarıyla, renkleriyle topluma bir şeyler öğretiyorlar. Sabrı, hoşgörüyü ve en önemlisi, ne olursa olsun kendin olabilme cesaretini.
Esenyurt’un Geceleri: Deniz’le Bir Başka Güzel
Esenyurt’un gündüzü ne kadar koşturmacalıysa, gecesi de bir o kadar hareketlidir. Sokaklar ışıldar, mekanlardan müzik sesleri yükselir ve hayat farklı bir ritme bürünür. İşte bu ritmin en önemli notalarından biri de Deniz ve onun gibi renkli kişiliklerdir. Onlar, gecenin karanlığını kahkahalarıyla aydınlatan yıldızlardır.
Deniz’in favori mekanları vardır. Öyle lüks, şatafatlı yerler değil. Samimiyetin, dostluğun ve müziğin olduğu, kimsenin kimseyi yargılamadığı, herkesin kendi gibi olabildiği o küçük, sıcak mekanlar. Buralarda Deniz sahnenin tozunu attırır. Elbette profesyonel bir sahne değil bu. Bir arkadaşının doğum günü partisi, bir kutlama ya da sadece içinden geldiği için yaptığı bir dans gösterisi… O aniden masanın üzerine fırlar, en sevdiği şarkı çalmaya başladığında kendini müziğin ritmine bırakır ve etrafındaki herkesi büyüler.
Onun olduğu yerde sıkılmak imkansızdır. En mutsuz insanı bile ayağa kaldırıp dans ettirebilir. Çünkü enerjisi bulaşıcıdır. Hayat enerjisiyle doludur ve bu enerjiyi etrafındakilerle paylaşmaktan asla çekinmez. İşte bu yüzden Esenyurt geceleri, Deniz’le bir başka güzeldir. O, sadece bir İstanbul Esenyurt travesti değil, aynı zamanda Esenyurt gece hayatının görünmez ama en etkili organizatörüdür.
Modanın İkonu: Deniz’in Gardırobu ve Stil Sırları
Deniz’den bahsedip de onun dillere destan gardırobuna ve moda anlayışına değinmemek olmaz. Onun için giyinmek bir ihtiyaç değil, bir sanattır. Her kıyafeti bir hikaye anlatır. Pullar, payetler, leopar desenleri, neon renkler… Başkasının üzerinde “rüküş” durabilecek en abartılı parçalar bile onun üzerinde bir stil beyanına dönüşür.
Ona göre stilin en önemli kuralı, kural tanımamaktır. “Canım ne istiyorsa onu giyerim,” der. “Moda dergileri ne demiş, o sezon ne trendmiş, hiç umurumda değil. Benim trendimi ben belirlerim. Kendimi içinde iyi ve güçlü hissettiğim her şey benim için modadır.”
Pazardan aldığı 30 liralık bir elbiseyi, kendi eklediği birkaç aksesuarla binlerce liralık bir tasarım harikasına dönüştürebilir. Dikiş makinesiyle arası çok iyidir. Kendi kıyafetlerini tasarlar, diker ve süsler. Onun gardırobu, adeta bir hazine sandığı gibidir. İçinde sadece kıyafetler değil, anılar, hayaller ve bolca yaratıcılık vardır.
Bir gün ona stil sırrını sorduğumda, “En önemli aksesuar özgüvendir şekerim,” demişti. “Onu takmadan sokağa çıkarsan, üzerine ne giysen boş. Önce kendini sev, kendine inan. Sonra giydiğin her paçavra bile üzerinde Chanel gibi durur.” Bu sözler, sadece moda hakkında değil, hayat hakkında da verilmiş en güzel tavsiyelerden biriydi belki de. Deniz, yürüyen bir stil ve yaşam felsefesi kitabıdır.
Deniz Gibi Olmak…
Bu uzun yazının sonuna gelirken, size sadece bir İstanbul Esenyurt travesti olan Deniz’in hikayesini anlatmak istemedim. Size, hayata tutunmanın, zorluklar karşısında dimdik ayakta durmanın, neşeyi ve umudu asla kaybetmemenin hikayesini anlatmak istedim. Deniz, bize her gün bunu hatırlatıyor.
O, Esenyurt’un gri binaları arasında açan en renkli çiçek. Kahkahasıyla en karanlık anları aydınlatan bir güneş. Topuklu ayakkabılarının üzerinde sadece kendi ağırlığını değil, tüm önyargıların yükünü taşıyan ama asla sendelemeyen bir savaşçı.
Eğer bir gün yolunuz Esenyurt’a düşerse ve etrafa neşe saçan, enerjisiyle herkesi kendine hayran bırakan o muhteşem kadını görürseniz, çekinmeyin. Yanına gidin ve bir “Merhaba” deyin. Emin olun, hayatınızın en eğlenceli, en samimi sohbetlerinden birini yapacaksınız. Çünkü Deniz, sadece bir birey değil, aynı zamanda hepimizin içinde bir yerlerde sakladığımız o cesur, o renkli, o hayat dolu parçanın ta kendisidir.
Hayatı onun gibi yaşayabilmek dileğiyle… Bol kahkahalı, bol renkli ve en önemlisi, kendiniz olmaktan asla vazgeçmediğiniz günleriniz olsun



