İstanbul dediğin koca bir deniz, biz de içinde yüzmeye çalışan irili ufaklı, allı pullu balıklarız aslında. Hele bir de Fındıkzade gibi kendine has, hem tarihi hem de kıpır kıpır bir semtte yaşıyorsanız, bu denizin dalgası da köpüğü de bir başka oluyor. Şimdi kahvelerinizi alın, çaylarınızı demleyin, çünkü bugün size bu dalgaların en neşeli, en “ayol” diyeninden bahsedeceğim: Fındıkzade travesti Lale!
Evet, doğru duydunuz. Mahallenin sadece esnafı, kedisi köpeği meşhur olmaz ya! Bazen bir yürüyüşüyle sokağın havasını değiştiren, bir kahkahasıyla yan binadaki teyzenin bile yüzünü güldüren karakterler vardır. Lale tam olarak böyle biri. Klişe tabirleri, sıkıcı “merhaba”ları bir kenara bırakın. Bugün, semtin en tatlı, en dobrasından, biraz dedikoducu ama pamuk gibi kalbi olan bir yıldızdan bahsediyoruz.
Tramvay Yolundan Podyuma: Lale’nin Fındıkzade Macerası
Fındıkzade’yi bilenler bilir; o meşhur tramvay yolu, bitmek bilmeyen insan seli ve her daim açık olan o meşhur börekçiler… Lale için Fındıkzade sadece bir semt değil, adeta bir podyum. Sabahları o meşhur topuklularıyla (ki o topuklularla o Arnavut kaldırımlarında nasıl düşmeden yürüyor, inanın NASA’nın bunu araştırması lazım) sokağa bir çıkışı var ki, sanırsınız Paris Moda Haftası Fındıkzade şubesine taşınmış.
Fındıkzade travesti Lale, sadece güzelliğiyle değil, o bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle de tanınıyor. Bakkal Ahmet amcayla sabah şakalaşması, kuaför Sevim ablayla haftalık dedikodu seansları ve sokaktaki kedilere “Kız, yine mi acıktınız siz!” diyerek mama dağıtması… Lale’yi Lale yapan şey, onun o devasa peruklarının ya da kusursuz makyajının altındaki inanılmaz sıcakkanlılığı. O, mahallenin hem ablası, hem kankası, hem de en çılgın sırdaşı.
“Kız, O Ruj Oraya Öyle mi Sürülür?” – Lale’nin Güzellik Sırları
Eğer Lale ile bir kez karşılıklı kahve içme şerefine nail olduysanız, kesinlikle makyaj fırçalarından nasibinizi almışsınızdır. Lale için makyaj bir boya badana işi değil, adeta bir sanat eseri yaratma sürecidir. “Hayatım, kontür dediğin elmacık kemiklerini Everest Dağı gibi göstermeli, yoksa niye uğraşıyoruz?” der her zaman.
Onun güzellik rutini, sadece yüzüne sürdüğü kremlerden ibaret değil. Fındıkzade travesti Lale için en büyük güzellik sırrı, bol kahkaha ve sıfır strestir. “Ayol, dert dediğin şey selülit gibidir, taktıkça çoğalır. Ben takmıyorum, şıkır şıkır yaşıyorum” felsefesini o kadar güzel benimsemiş ki, yanındayken insanın dertlenmesi fiziksel olarak imkansız hale geliyor.
Aşka, Hayata ve Fındıkzade’nin Erkeklerine Dair İnce İnce Sitemler
Gelelim işin en eğlenceli kısmına: Lale’nin aşk hayatı! Lale’nin anlattığı flört hikayeleri, inanın bana şu sıralar televizyonda yayınlanan o dramatik dizilerden on kat daha heyecanlı ve bin kat daha komik. Fındıkzade travesti Lale, aşk konusunda hem çok seçici hem de bir o kadar şanssız olduğunu iddia eder.
“Kızım, karşıma hep ya annesinin kuzuları çıkıyor ya da kendini Kıvanç Tatlıtuğ sanan mahalle delikanlıları,” diyerek anlatmaya başlar. Geçenlerde tramvay durağında tanıştığı birinin ona nasıl serenat yapmaya çalıştığını ama yanlışlıkla yanındaki teyzeye şiir okuduğunu anlatırken gözlerinden yaş gelene kadar güldüğümüzü bilirim. Lale için aşk, ciddiye alınması gereken ama asla uğruna gözyaşı dökülmeyecek kadar da komik bir tiyatro oyunu.
Mahallede Bir “Lale” Devri
Onu sadece bir “travesti” kelimesine sığdırmak, inanın Lale’ye yapılabilecek en büyük haksızlık olur. O, kendi ayakları üzerinde duran, hayatın tüm zorluklarına inat en kırmızı rujunu sürüp sokağa çıkan güçlü bir kadın figürü. Fındıkzade travesti Lale, önyargıları o sivri topuklularıyla ezip geçen, insanlara kimliğini değil, kalbini sevdiren biri.
Mahalledeki teyzelerin “Aman kızım üstüne bir şey al, üşüteceksin” diyerek onu uyarması, esnafın ona her daim taze çay ikram etmesi boşuna değil. O, olduğu gibi, tüm şeffaflığıyla, kahkahasıyla ve bazen de o hafif sinirli halleriyle bu semtin ayrılmaz bir parçası.
Çayın Yanında Bir Dilim Samimiyet
Eğer bir gün yolunuz Fındıkzade’ye düşerse, gözlerinizi dört açın. Tramvay durağının oralarda, elinde gösterişli bir çantası, rüzgarda savrulan saçları ve yüzünde o meşhur muzip gülümsemesiyle Lale’yi görebilirsiniz. Çekinmeyin, yanına gidin ve bir “Merhaba” deyin. Emin olun ki size “Ay hoş geldin tatlım, gel bir çayımı iç” diyecek ve sizi o inanılmaz renkli dünyasına beş dakikada dahil edecektir.
Unutmayın, İstanbul çok büyük, çok kalabalık ve bazen çok gri. Ama Fındıkzade travesti Lale gibi insanlar sayesinde bu şehir hala renkli, hala eğlenceli ve hala yaşanmaya değer. Onun hayat enerjisi, dobrasından laf sokmaları ve sıcacık kalbi, aslında hepimizin hayatında ihtiyaç duyduğu o neşe dozunun ta kendisi.
Sen çok yaşa Lale! O topukluların hiç kırılmasın, o kırmızı rujun hiç silinmesin. Mahallenin sana, senin o şen kahkahana her zaman ihtiyacı var!



