şişli travesti kızlar ve yeni akımlar

Şişli Travesti Kızlar ve Bitmeyen Trend Savaşları: Tiktok’tan Smoothielere

Selam konumuz: Şişli travesti kızlar ve her sabah yeni birini doğuran şu meşhur “trendler” ile olan bitmeyen imtihanımız!

Şimdi dürüst olalım. Sabah uyanıyoruz, daha gözümüzdeki çapağı silemeden Instagram bir “clean girl” estetiği dayıyor. O da ne? Yataktan kalktığın gibi mükemmel görünmek mi? Canım, biz o işi yıllardır yapıyoruz da adına “aceleden makyajı silmeden uyumuşum” diyorduk. Meğer trendmiş, haberimiz yokmuş. Sonra bir bakıyoruz, herkes elinde yeşil bir sıvıyla geziyor. Neymiş efendim, kereviz sapı suyu. İçince cildin porselen gibi oluyormuş. Bizim kızlardan biri denedi, iki gün sonra “Kızlar, midem sanki içinde çim biçme makinesi çalışıyor gibi ses çıkarıyor, bu normal mi?” diye sordu. Anladık ki her trend bize göre değilmiş.

İşte bu yazıda, Şişli’nin o cıvıl cıvıl, enerji dolu sokaklarında biz travesti kızların bu akımlarla nasıl başa çıktığını, hangilerine “hoş geldin bebeğim” hangilerine “canım hiç öpmiyim, yılan sevmiyorum” dediğimizi, bol kahkahalı ve biraz da dedikodulu bir şekilde ele alacağız. Kemerlerinizi bağlayın, çünkü trend trenine tam gaz biniyoruz!

Sabah Ritüelinden Akşam Sefasına: Trendlerin Şişli Şubesi

Her şey o sabah kahvesiyle (ya da bizim durumumuzda, genellikle şekersiz ve bol köpüklü bir latte ile) başlıyor. Telefonu eline aldığın an, bir bombardıman altındasın. Bir yanda “5 dakikada karın kası” vaat eden spor hocaları, diğer yanda “Bu yazın olmazsa olmaz 5 parçası” diyen moda guruları. Biz Şişli travesti kızlar olarak bu durumu nasıl mı yönetiyoruz? Elbette kendi süzgecimizden geçirerek!

1. Güzellik ve Bakım Trendleri: O Yüze O Boya Sürülür mü Hiç?

Ah bu güzellik dünyası! Her gün yeni bir serum, yeni bir maske, yeni bir uygulama tekniği. Bir gün herkes yüzüne kaşıkla fondöten sürüyor, ertesi gün bantla eyeliner çekiyor.

“Glass Skin” (Cam Cilt) Çılgınlığı:
Bu akım Kore’den çıktı ve tüm dünyayı sardı. Amaç, cildin o kadar parlak ve pürüzsüz olması ki, sanki cam gibi görünsün. Bizim mahallenin en bilmişi Sevda, bu akıma bir taktı, görmeniz lazım. Eczanede ne kadar hyaluronik asit serumu varsa topladı. Yüzüne kat kat sürdü. Bir hafta sonra kahve içmeye geldi, yüzü o kadar parlıyordu ki disko topu gibi, oturduğumuz kafenin sahibi “Sevda Hanım, ışıkları biraz kıssak mı, müşteriler rahatsız oluyor da” diye takıldı. Sonuç? Evet, cildi parlıyordu ama o parlaklığın altında yatan 10 kat ürünle nefes alabiliyor muydu, orası meçhul. Bizim için “glass skin”in tercümesi: İyi bir nemlendirici, bol su ve en önemlisi, içten gelen o mutluluk pırıltısı. Gerisi teferruat.

“Laminated Brows” (Yapışık Kaşlar):
Kaşları yukarı doğru tarayıp sabunla ya da özel jellerle yapıştırma sanatı. İlk çıktığında hepimiz bir denedik. Bazılarımızda gerçekten harika durdu, yüzü anında yukarı kalktı, daha fresh bir ifade geldi. Ama bazılarımızda, özellikle benim gibi inatçı kaşlara sahip olanlarda, sonuç pek iç açıcı olmadı. Kaşlarım sanki “Beni rahat bırak!” diye isyan edip yarısı yukarı, yarısı aşağı bakıyordu. Sanki rüzgarda kalmış bir çam ağacı gibiydim. Anladık ki, bu trend de herkese göre değil. En iyisi, kendi kaş yapına uygun, doğal ve seni yansıtan bir şekil bulmak. Zaten Şişli travesti kızlar olarak en iyi yaptığımız şey bu değil mi? Kendimize yakışanı bulup onu kendi imzamız haline getirmek!

2. Moda Akımları: Y2K Geri Döndü Ama Biz O Yıllarda Neredeydik?

Gelelim gardırop meselelerine. Moda, biliyorsunuz, kendini tekrar etmeyi çok seven bir döngü. Bir bakmışsınız, 2000’lerin başındaki o düşük bel pantolonlar, parlak kumaşlar, minicik çantalar geri gelmiş.

Düşük Bel Pantolon İmtihanı:
Tiktok’ta 18’lik genç kızlar giyiyor, karınları dümdüz, harika duruyor. Bizim Tülay da gaza geldi, “Benim onlardan neyim eksik?” diyerek yıllar önce kaldırdığı o efsanevi düşük bel kotunu sandıktan çıkardı. Giydi… ve giydiğiyle kaldı. “Kızlar,” dedi, “nefes alamıyorum ve oturamıyorum. Bu pantolon resmen sosyal mesafeyi tek başına sağlıyor, kimse yanıma yaklaşamıyor.” Kahkahalarla güldük. Evet, Y2K modası çok havalı olabilir ama 30’lu yaşların getirdiği o tatlı konfor alanından çıkıp o pantolonun içine girmek her yiğidin harcı değil. Biz daha çok yüksek belli, bizi hem şık gösteren hem de o ikinci porsiyon tatlıyı yediğimizde bizi yargılamayan pantolonları seviyoruz. Moda dediğin, içinde mutlu olduğun şeydir.

Barbiecore Pembe Çılgınlığı:
Barbie filmiyle birlikte her yer pembeye boyandı. Pembeler, fuşyalar, şeker pembeleri… İşte bu bizim kalemimiz! Şişli travesti kızlar olarak renkten, enerjiden, dikkat çekmekten asla korkmayız. O pembeleri öyle bir giyeriz ki, sanırsın Barbie’nin kayıp kuzenleri Mecidiyeköy’de buluşmaya gelmiş. Bu trendi sonuna kadar benimsedik. Pembe elbiseler, pembe topuklular, hatta pembe göz makyajları… Çünkü pembe sadece bir renk değil, aynı zamanda bir duruştur: “Ben buradayım, enerjim yüksek ve harikayım!” Bu akım bize çok yakıştı.

Sağlıklı Yaşam ve Beslenme Trendleri: O Kinoa Bizim Neyimize?

Bir de bu “wellness” meselesi var. Herkes bir anda aydınlandı, herkes glutensiz besleniyor, herkes yogi oldu. Biz bu işin neresindeyiz?

Aralıklı Oruç (Intermittent Fasting):
Günün belirli saatlerinde yemek yiyip, geri kalan uzun saatlerde aç kalma prensibi. Bizim kızlardan birkaçı denedi. Sonuç? Aç kalınan saatlerdeki sinir seviyesi o kadar yükseldi ki, en ufak bir lafa kavga çıkarır hale geldiler. “Canım aralıklı oruç yapıyorum da, o aralıkta seni görmesem daha iyi olacak” diyenler mi ararsın, “Saat 12’yi bir dakika geçe yemek yedim, her şey bozuldu mu şimdi?” diye panik atak geçirenler mi… Biz anladık ki, bizim yaşam tarzımız buna pek uygun değil. Gece yarısı acıkıp o mis gibi bir ıslak hamburgeri yemiyorsak, o gün yaşanmamış sayılır bizde. Dengeli beslenelim, porsiyonları küçültelim ama kendimizi de bu kadar kasmayalım, değil mi ama?

Kombucha ve Fermente İçecekler:
Hani şu sirke gibi kokan, içinde garip bir maya tabakası yüzen çay var ya? İşte o. Bağırsaklara çok iyi geliyormuş. İlk denediğimde yüzümün aldığı şekli görmeliydiniz. Sanki bozuk turşu suyu içmiş gibiydim. Ama zamanla alıştık mı, evet, bazılarımız alıştı. Hatta evde kendi kombucha’sını yapan “kombucha anası” lakaplı arkadaşlarımız bile var. Ama hala çoğunluk için bir bardak soğuk çay ya da mis gibi bir ayran, bu egzotik içeceklerden çok daha cazip. Sonuçta bizim bağırsak floramız lahmacuna, kebaba, acıya alışkın. Onu şimdi böyle sağlıklı şeylerle şımartınca afallıyor garibim.

Sosyal Medya Akımları: “Get Ready With Me” mi, “Get Angry With Me” mi?

Ah Tiktok, ah Instagram Reels… Bizi hem eğlendiren hem de bazen çileden çıkaran o kısa videolar.

GRWM (Get Ready With Me – Benimle Hazırlan):
Influencer’lar makyaj yaparken, giyinirken süreci videoya çekip bir yandan da hayatlarını anlatıyor. Biz de bunu denedik. Ama bizim “Benimle Hazırlan” videoları biraz farklı oluyor. Genellikle şöyle bir diyalog geçiyor: “Evet canım şimdi fondöteni sürüyorum… Ay şu komşu yine sabahın köründe halı silkeliyor, sinir oldum! Eyeliner’ı çekerken elim titredi işte onun yüzünden! Neyse… Dün akşamki çocuk aramadı, zaten aramasa da olurdu, ayakkabıları hiç zevkli değildi…” Bizim videolar daha çok bir terapi seansı, bir dedikodu kazanı gibi. Daha samimi, daha bizden. Zaten Şişli travesti kızlar olarak bizim olayımız bu değil mi? Filtresiz, içten ve dobra olmak.

Dans Akımları:
Her hafta yeni bir dans çıkıyor. Bir şarkı popüler oluyor ve herkes aynı koreografiyi yapmaya çalışıyor. Gençler iki dakikada kapıyor hareketleri. Biz ise videoyu 15 kere başa sarıp, yavaşlatıp, “O kolunu oraya mı koydu, bacağını mı kaldırdı?” diye anlamaya çalışırken buluyoruz kendimizi. Sonunda bir şekilde yapıyoruz ama o sırada çektiğimiz çile, o 15 saniyelik videonun ardında yatan saatler süren emek… Kimse bilmiyor. Ama olsun, o dansı başarıp altına da “Yaptım oldu!” yazdığımızda aldığımız keyif paha biçilmez.

Trendler Gelir Geçer, Bizim Tarzımız Baki Kalır

Peki, tüm bu trend karmaşasının ortasında biz Şişli travesti kızlar ne yapıyoruz? Cevap basit: Eğleniyoruz!

Bizler, bu hayatın her rengini, her dokusunu yaşamayı seven insanlarız. Trendler de bu hayatın bir parçası. Onları birer zorunluluk olarak değil, denenecek yeni oyuncaklar olarak görüyoruz. Bize yakışanı alıp kendimize katıyoruz, yakışmayana ise gülüp geçiyoruz. “Clean girl” mü olacağız? Canımız isterse oluruz, o gün yüzümüze sadece bir nemlendirici sürüp çıkarız. Ertesi gün “smoky eye” makyajın dibine vurup, en iddialı elbisemizi giyip “femme fatale” mi olacağız? Neden olmasın!

Bizim için asıl trend; kendin olmak, özgün olmak ve en önemlisi mutlu olmak. Başkalarının ne dediğini umursamadan, kendi doğrunla, kendi stilinle parlamak. Şişli’nin o kalabalık caddelerinde yürürken başları çeviren şey, üzerimizdeki son moda bir parça değil, o parçayı taşıyan özgüvenimiz ve enerjimiz.

Unutmayın kızlar, moda dediğiniz şey mağazalarda satılanlardır. Stil ise sizin sahip olduğunuz şeydir. Ve bizim stilimiz, hiçbir trendin eskitemeyeceği kadar güçlü, renkli ve eşsiz. Tıpkı İstanbul gibi, tıpkı Şişli gibi… Biraz kaotik, biraz gürültülü ama her zaman capcanlı ve kendisi olmaktan asla vazgeçmeyen bir ruh.

Bir sonraki dedikodu seansında, pardon, blog yazısında görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın ve unutmayın; en güzel trend, sizin o harika gülüşünüz! Öpüldünüz

Scroll to Top